Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Geçen haftaki yazımızın sonuçlarından biri: Rabbimiz’in “kûl” emriyle yazdığı Kur’ân-ı Kerîm Kitabı ile “kün” emriyle yazdığı Kâinat Kitabı’nın anlaşılması; Bilim’in ateist ve materyalist, natüralist ve determinist Bilimsellik Kriterlerinin terkedilip; İslâmî Bilim’e geçmekle mümkün.
“İslâmî Bilim” derken, burada yeni bir “kutsal” inşa etmekten bahsetmiyoruz. Bu yeni Bilim Anlayışıyla elde edeceğimiz veri ve gözlemlerin, “vahiy” gibi hata ve yanlıştan münezzeh ve ma’sum olacağını da iddia etmiyoruz. İslâmî Bilim çalışmaları sonuçta insan ve müslüman cehd ve çalışmasının bir ürünü olacağından; kusur ve yanlıştan uzak, hattâ günahtan korunmuş ve mukaddes olması zaten mümkün değildir.
Bu bilime “İslâmî” sıfatını eklememiz; maksadımızı ifade edecek daha iyi bir kelime bulamamamızdan kaynaklanıyor! Başındaki “İslâm” sıfatı; bu yeni Bilim’in, gözlem ve ifadelerinde ve bunun teknolojiye uyarlanmasında İslâmî hassasiyetlerle hareket edeceğini, etmeye çalışacağını söylemektedir. Kendi B/İlim Kriterlerini de, Bilimsel Bilim’den almadığını; çünkü bu metodların (hatta kâmilen çok daha iyisinin); 1800’lü yıllarda doğan Bilimsel Bilim’den (science) çok daha önceki yüzyıllarda zaten varolup, uygulandığını; bizim de geçmişin bu silinmiş izlerini takip edeceğimizi imâ etmektedir.
Ayrıca İslâmiyet’i; diğer din ve inançlarla “İbrahimî Dinler, İlâhî Dinler veya Tek Tanrılı Dinler” gibi (güya) ortak paydalar altında eşitlemeye çalışmadığımızı, yani dinimizi “dinlerden bir din” gibi göstermeye çalışmadığımızı; dolayısıyle bu olmayan geçitlerden geçerek, diğer din / inançlarla bir diyalog kurmamızın mümkün olmadığını ihsas etmektedir! Zaten diğer dinlerin müntesipleriyle diyaloğa girmek için, inandıkları din üzerinden ortak bir zemin inşasının şart olmadığını da bilenlerdeniz! Yani birbirimizle iletişim kurmak için zaten bir sürü siyasî, ekonomik, kültürel, tarihî nedenlerimiz ve bunun için ortak iletişim kanallarımız var ama “inançlarda ortak noktalar kurmak, yoksa da inşa etmek” bunlardan biri değil! Çünkü bizim dinimiz hak, onlarınki batıl!
O hâlde dinimizle, diğer dinler arasında ortak nokta arayış ve te’sisi yerine; içimizde güya “diyalog” adı altında, “benim dinime gel” gibi ikinci bir niyet saklamadan; yani içimiz dışımız bir, “emin bir müslüman” olarak; tüm samimîyet ve içtenliğimizle dinimizin hak din olduğunun yaşayış ve sözlerimizle ilân ve ispatı, birinci ve sonuncu önceliğimizdir! Elhasıl mevcut Ateist Bilim ve diğer modern anlayışlardan 180 derece farklı ve ayrı bir amaç ve metodun ürünü olacağını anlatmak sadedinde, bu bilime “İslâmî Bilim” dedik.