Eski zamana nisbetle, bu zamandaki küfür ve inkârın cehaletten değil; ateist – materyalist – natüralist ve determinist fen ve felsefeden ve onun rengine boyanmış bilimlerden geldiğini ve kâinat ve ayetlerine manayı harfi yerine manayı ismiyle bakma gibi Bilimsel Kriter ve Yöntemlerle malûl ve bağ(ım)lı Bilimsel Bilim’in hakikât yerine hurafe ve malayaniyat veya dalâlet doğuracağını izah ve ispat eden Risale-i Nur’dan bazı parçalar tevhid edilerek, vahdet aynasında görülmesi için nazarınıza sunulmuştur. Bu konuda Risaleler’den başka parçalar da bulunabilir veya aşağıdakilerin eksikleri tamamlanabilir. Mes’elâ Lâhikalar’ın birisinde şu meâlde geçen yeri bulamadım: “Arz soğudu, taşa; taş ufalandı toprağa döndü’ gibi ifadeler meslek / meşrebimize uygun düşmüyor.”
Aşağıdaki nakillerde görüleceği üzere Üstad Bedî’üzzaman (R.Â.), “Fen – Felsefe – Hikmet” kavram ve sınıflandırmalarını genelde birbirinin müteradifi olarak kullanıyor veya bu, üçünün kesişim kümeleri olduğu şeklinde de anlaşılabilir. Yani genelde “fen (bilim) ile “felsefe” arasındaki ayrımın sun’î olduğundan; yani felsefesiz (yani bakış açısısız, tarafsız, nazar – niyet – amaçsız, yöntemsiz ve düşünce sistemi, paradigma, önkabül ve inançları olmadan) fen – bilim ol(a)mayacağını ima ve işaret ediyor. Zaten bilgi birikimi olmadan “felsefe” yapmak ve yöntem ve nazar – amaç – hipotez olmadan da “gözlem – bilim” yapmak mümkün değil. Artı olarak 1600 – 1700’li yıllardan önce; “mantık, matematik, fizik, kimya, sosyoloji, coğrafya, astronomi” gibi bilimler “felsefe”nin içerisinde olup, ayrı bir bilim – inceleme alanı olarak ayrılmamışlardı; yani Üstad’ın o yılların felsefe – hikmet – fenninden bahseden yazılarında, buna da dikkat edilmesi gerekir. Ahiret, yarın’dan daha kesin ve zaten başladığı bugün – buradan ispatlanabilir! yazısına devam et