Ahiret, yarın’dan daha kesin ve zaten başladığı bugün – buradan ispatlanabilir!

yagmur1

Eski zamana nisbetle, bu zamandaki küfür ve inkârın cehaletten değil; ateist – materyalist – natüralist ve determinist fen ve felsefeden ve onun rengine boyanmış bilimlerden geldiğini ve kâinat ve ayetlerine manayı harfi yerine manayı ismiyle bakma gibi Bilimsel Kriter ve Yöntemlerle malûl ve bağ(ım)lı Bilimsel Bilim’in hakikât yerine hurafe ve malayaniyat veya dalâlet doğuracağını izah ve ispat eden Risale-i Nur’dan bazı parçalar tevhid edilerek, vahdet aynasında görülmesi için nazarınıza sunulmuştur. Bu konuda Risaleler’den başka parçalar da bulunabilir veya aşağıdakilerin eksikleri tamamlanabilir. Mes’elâ Lâhikalar’ın birisinde şu meâlde geçen yeri bulamadım: “Arz soğudu, taşa; taş ufalandı toprağa döndü’ gibi ifadeler meslek / meşrebimize uygun düşmüyor.”

Aşağıdaki nakillerde görüleceği üzere Üstad Bedî’üzzaman (R.Â.), “Fen – Felsefe – Hikmet” kavram ve sınıflandırmalarını genelde birbirinin müteradifi olarak kullanıyor veya bu, üçünün kesişim kümeleri olduğu şeklinde de anlaşılabilir. Yani genelde “fen (bilim) ile “felsefe” arasındaki ayrımın sun’î olduğundan; yani felsefesiz (yani bakış açısısız, tarafsız, nazar – niyet – amaçsız, yöntemsiz ve düşünce sistemi, paradigma, önkabül ve inançları olmadan) fen – bilim ol(a)mayacağını ima ve işaret ediyor. Zaten bilgi birikimi olmadan “felsefe” yapmak ve yöntem ve nazar – amaç – hipotez olmadan da “gözlem – bilim” yapmak mümkün değil. Artı olarak 1600 – 1700’li yıllardan önce; “mantık, matematik, fizik, kimya, sosyoloji, coğrafya, astronomi” gibi bilimler “felsefe”nin içerisinde olup, ayrı bir bilim – inceleme alanı olarak ayrılmamışlardı; yani Üstad’ın o yılların felsefe – hikmet – fenninden bahseden yazılarında, buna da dikkat edilmesi gerekir. Ahiret, yarın’dan daha kesin ve zaten başladığı bugün – buradan ispatlanabilir! yazısına devam et

Gayb’a iman; delilsiz – ispatsız iman demek değildir

gece

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları Ve İslâmî Bilim’e Niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Ama önce yazıların uzun ve ağır, flu ve yorucu olduğu yönünde gelen birkaç eleştiriye cevap vermek gerekiyor. Yazılardaki bu durumun farkındayım, fakat bu bilerek yaptığım birşey değil; yazıların zihnimdeki coğrafî konumu zaten öyle!

Bunun, edebî kabiliyetimin azlığından ve okuyucu kitlesinin çeşitliliğinden başka birkaç sebebi daha var: Haritanın tamamı, resmin bütünü elimizde olmadığı için; bazen yazı veya paragraf, hatta cümleler arası büyük mantıkî boşluklar ve ilgisiz sıçramalar olduğu algısı oluşabiliyor. Aslında su üzerinde farklı ve ilgisiz görünen konular, tabanda büyük bir anakarayla birleşiyor. Bu sebepten bazı okuyucular için yüzeyde yüzmek, “bilgi” ve “anlam” açlıklarını gidermez; bazen dibe dalmak gerekiyor. Gayb’a iman; delilsiz – ispatsız iman demek değildir yazısına devam et

Ontoloji – Epistemoloji ayrımı, yapay ve aldatıcıdır (2)

deniz

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesi (Medresetüzzehra’nın Ders Müfredatı) kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları Ve İslâmî Bilim’e Niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Geçen haftaki yazımızda “ontoloji – epistemoloji” ayrımının yapay ve aldatıcı olduğundan bahsetmiş ve “bu konu belki bazılarımıza gereksiz ve lüzumsuz gelebilir. Fakat Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’in nasıl olabileceği konusunda sağlam bir zemin ve temel inşa edebilmek için; bu konuya girmek, ihtiyaçtan öte, bence bir zaruret. Çünkü kullandığımız dil, metod, araç ve kavramlarımız sağlam olmazsa; yolda keşfettiğimiz şeylerin doğruluğundan da emin olamayız! Merkezde ufak bir açı hatası, muhitte büyük sapmalara sebebiyet verebilir!” demiştik. Oradan devam edelim.

Mes’elâ “elma” için konuşalım. O nesneyi ilk görünce önce “şey, bu şey” diyerek “varlık” kategorisine alırız; sonra bu şey’e “bitki”, sonra da “meyve” ismi vererek, belli bir cins – sınıf – kategoriye sokarız; sonra “elma” ismi vererek yeni bir isim – sınıflandırma daha yaparız. Sonra “kırmızı, yumuşak, ekşi – tatlı, C vitaminli elma” gibi başka tanım, ta’rifler daha yaparız. Mes’elâ: “bu elma şu renktedir, yiyecek ve gıdadır” deriz. Sonra “elma”nın diğer algıladığımız eşya ile nisbet – münasebet – ilişkilerine bakarak, kıyaslamalar yapar; “elma; şundan hafif, bundan kısa, şundan daha tatlı veya yumuşak” deriz… Ontoloji – Epistemoloji ayrımı, yapay ve aldatıcıdır (2) yazısına devam et

Ontoloji – Epistemoloji ayrımı, yapay ve aldatıcıdır (1)

yagmur2

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesi (Medresetüzzehra’nın Ders Müfredatı) kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları Ve İslâmî Bilim’e Niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Geçen haftaki yazımızda “ontoloji – epistemoloji” ayrımının yapay ve aldatıcı olduğunun izahını bu haftaya bırakmıştık. Bu konu belki bazılarımıza (hadi gerçekçi olayım; çoğumuza!) gereksiz ve lüzumsuz gelebilir. Fakat Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’in nasıl olabileceği konusunda sağlam bir zemin ve temel inşa edebilmek için; bu konuya girmek, ihtiyaçtan öte, bence bir zaruret. Çünkü kullandığımız dil, metod, araç ve kavramlarımız sağlam olmazsa; yolda keşfettiğimiz şeylerin doğruluğundan da emin olamayız! Merkezde ufak bir açı hatası, muhitte büyük sapmalara sebebiyet verebilir! Hemen başlayalım. Ontoloji – Epistemoloji ayrımı, yapay ve aldatıcıdır (1) yazısına devam et

Yanlış sorunun, doğru cevabı olmaz

Yanlış cevaplar olduğu gibi, yanlış sorular da vardır. Örneğin: “Evet – hayır”dan başka üçüncü veya daha fazla bir cevabı yokmuş gibi, insana “evet-hayır”dan başka şık sunmayan sorular gibi. Veya birbiriyle çelişen “ya o doğru veya bu” şeklinde ifade edilen, yani sunduğu şıklardan sadece birini seçmeye zorlayan sorular gibi. Veya kavramların tanımlanmayıp, muğlak veya eksik bırakıldığı, yanlış tanımlandığı sorular gibi. Yani insan zihnini sınırlayıp, düşünme seçeneklerini kısıtlayan, cevabı hep yönlendirdiği yerde aramaya zorlayan sorular; yanlış sorulardır. Bu tür soruların yanlışını gidermeden, doğru cevabı verilemez.

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.A.) “Medresetüz Zehra” Projesi (Medresetüzzehra’nın Ders Müfredatı) kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları Ve İslâmî Bilim’e Niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bu haftaki konumuza giriş için, önceki yazılarımızda geçen bazı cümlelerimiz üzerinden hızlıca geçip, hatırlamak icab ediyor. Bu yazı o sütunlara bağlanacak. İşte o ifadelerimiz:

Rabbimiz’in fiil, faâliyet, eserlerini günümüz Bilimsel Bilim’i gibi tasvir edip, aralara sos gibi birkaç İslâmî kelime ve kavram sıkıştırıp, eklemlemek; sonunda da “İşte bütün bunları yapan ve kurup, işleten Allah’tır” demek; Bilim’in İslâmîleşmesi değildir, İslâmî Bilim hiç değildir! Yanlış sorunun, doğru cevabı olmaz yazısına devam et

Ne bildiğimiz değil, bildiğimizden ne anladığımız önemli

simsek

Çünkü ne anladığımız, ne bildiğimizi de belirler.

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.A.) “Medresetüz Zehra” Projesi kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları Ve İslâmî Bilim’e Niçin Geçmeliyiz?” konulu Kitap Çalışmamızın çerçeve yazısı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bu haftaki Yazımızın konusu; “Batı” Bilim ve Medeniyetini eleştirenlerin, bu eleştirilerinde kendi müslüman perspektifinden değil de, gene “Batı”nın kendi kavram ve paradigmalarını kullanarak, içine düştükleri açmaz ve baktıkları yerin yanlışlığı hakkında, kendilerini konumlandırdıkları zeminin kayganlığı üzerine.

Bu konuda Yusuf KAPLAN abinin tüm yazılarının genelinden ve Prof. Dr. İhsan FAZLIOĞLU abinin 2011’de yapmış olduğu “Modern Dünyada Bilgi ve Zihniyet” isimli bir konuşmasında, hoşuma giden bazı kısımlardan faydalanarak yazımı genişleteceğim. (Fazlıoğlu’nun konuşmasının tamamına http://www.ihsanfazlioglu.net/yayinlar/makaleler/1.php?id=244 linkinden bakılabilir.) Ne bildiğimiz değil, bildiğimizden ne anladığımız önemli yazısına devam et