Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî (B)İlim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Önceki haftalarda: “Eşyaya bakışımızı inşa ederken ve bu gözlemimizi ifade ederken; ya ‘fail Rabbi ve işleteni var(mış)’ veya ‘yok(muş)’ gibi bakılabileceği ve bunun (var–yok’un ortasının olmaması gibi) orta ve objektif bir referans noktası; nesnel ve tarafsız ve olgusal bir ifade biçimi; yani kâinatın agnostik olmamıza izin verebileceği nötr ve renksiz alanlar yok” demiştik, buradan devam edelim.
Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızda; Bilimsel Bilim yerine geçilmesini teklif ettiğimiz İslâmî Bilim’in anlaşılması için, ikisi arasındaki farkların netleşmesi gerektiği; bu sebepten çalışmamızın uzun bir özetini yapmamızın faydalı olacağı kanaatindeyiz.
Çünkü Bilimsel Yöntem ve bu yöntemin ürün ve sonucu olan Bilim’in ne olduğu ve ne olmadığı anlaşılırsa; Risale-i Nur’un bu bilim ve felsefesine, yani yöntemine bakışı ve yerine teklif ettiği “İslâmî B/İlim”in (isimlendirme bana ait) farkı ve üstünlüğünün netleşeceğini düşünüyoruz. Çünkü gördüğümüz kadarıyle; Risale-i Nur, Bilim’in Bilimsel Yöntem ve Kriterlerini kabul etmez; onu eksik ve yanlış ve dar bulur! (Konuyla ilgili Üstad’ın Mektubat eserinin 29. Mektub 7. İşaret’ine bakılabilir. http://www.erisale.com/#content.tr.2.624)
Bilimsel Bilim’in evrensel ve olgusal ve tarafsız olduğuna inandırıldığımız için, dünyada başka bir Bilim Anlayışı, Felsefe ve Yöntemi olabileceğine ihtimal bile ver(e)miyoruz! Müslümanca Düşünce ile Bilimsel Düşünce arasında gidip geliyoruz! Bu iki düşünce arasındaki derin ve geniş uçurumu görmediğimizden; zıtlıklarını uzlaştırıp, aralarını telif edecek köprü ve dolgu malzemeleri toplamakla meşgulüz! Kafamız karışık, zihnimiz bölmeli, davranışlarımız tutarsız! Gerçeklikle bağını yitirmiş bir şizofren gibi; akademide “lâik”, camide “müslüman” rolü oynuyoruz!
Şimdi, Risale-i Nur’un mevcut Bilim’e bakışı ve yerine teklif ettiği İslâmî Bilim’i anlamak için giriş yapacağımız anahtar soru şu: Bilim’in, Bilimsellik Kriterlerine göre çizip – kurguladığı bu Deterministik Evrende Allahû Teâlâ ne iş yapar!? (*)
İlliyet ve nedenselliğin hâkim olduğu; yani mevcut Bilim’e göre herşeyin varlık ve devam ve çalışma sebebi, diğer sebep ve mekanizmalarla nedensellenip, açıklanabildiği ve nasıllanıp, tasvir edilebildiği böyle bir evrende Rabbimiz ne iş yapıyordur!?
Bilim’in iddia ettiği gibi; gerçekten, herşeyi başka nedenlere dayayarak nedensellediğimize ve nasıl işlediğini tasvir ederek açıkladığımıza inanıyorsak; böyle bir evren Rabbimiz’e hangi konuda muhtaçtır veya muhtaç mıdır acaba!? Peki böyle bir evrende “iman”a nasıl yer açacağız!? Maddenin perdesini aralayıp, Rabbimiz’e nasıl delil bulacağız!?
Kütle kazanımı Higgs’e; yerçekimi kütleye; yağmur, suyun buharlaşması çeşitli çevrim / döngülere; bitkilerin besin – enerji üretimi fotosentez gibi mekanizmalara; yaşam ve türler, evrim – elenme – adaptasyon – mutasyona; olmadı tesadüf, tabiat, uzun zamana; elhasıl herşeyi başka nedenlere verince Allahû Teâlâ’ya neyi vereceğiz!?
“Rabbimiz bu kâinat makinasını ve yasalarını kurmuş, herşey bu mekanizma ve kurallar gereği otomatik olarak kendi kendine işliyor”dan fazla verecek bir cevabımız var mı!? Bu cevabın yanlış olmasını geçtik; faraza doğru kabul etsek; bunun doğruluğuna herhangi bir delil – gözlemimiz var mı!? Yani bu sözümüz kâinatta karşılığı olan “bilgi” temelli bir söz mü, yoksa geçmiş atalarımızdan öğrendiğimiz “inanç ve iddia” temelli bir ezberi mi tekrarlıyoruz sadece!?
Bilimsel Bilim’in kurguladığı evren modelinde (güya!) Rabbimiz’e ihtiyaç kalmamakta; Bilim’in anlattığı evrende, O’na iman ve itikad için de kâinatta herhangi bir delil ve gerekçe kalmamakta!
“AK Parti’ye oy vermeyin” demenin te’sir etmeyeceğini, hatta aksi te’sirle AK Parti’nin oylarının artmasına sebep olacağını bilenler; iktidardan alaşağı edemedikleri partinin hiç değilse oyları (dolayısıyle milletvekili sayısı) azalsın, hatta tek başına iktidar çoğunluğunu elde edemesin diye; güya partiyi destekliyormuş görünerek; zihinsel bir cerbeze ve mugalata ve safsatayla; mevcut partinin sadece yanlış veya yanlış kanaât uyandırıcı davranışlarına zoom yaparak; “Geçmiş seçimlerde hep bu Parti’ye oy verdim ama bu seçimde vermeyeceğim ki fabrika ayarlarına dönsün. Bu seçimde bir ders vermeli; önceki seçimler kadar oy alamamalı ki, kendine çekidüzen versin. Böylelikle partinin her hareket ve politikasını desteklemediğimi gösteren bilinçli bir davranışta bulunmuş olacağım. Hem belki bu, bana ‘makarnacı, koyun, fanatik, muhabbet gözünü kör etmiş’ diyenlere de bir cevap olur. Ben haktan tarafım, partiden değil; bilinçli bir müslüman olarak, hak neredeyse oraya giderim. Haklı ve mazlûm olan düşmanım bile olsa, ilkesel ve ahlakî davranarak, düşmanlığı bir yana bırakarak veya erteleyerek; bu konuda düşmanımın yanında olurum!” diyorlar.
Bu düşünce biçimi her ne kadar çıkış noktası olarak “hak, hukuk, doğrudan taraf olmak, ahlakî ve ilkesel olmak, mazlûmun yanında olmak” gibi doğru argümanlar içerse de; vardığı sonuçlar ve önerdiği çözüm olarak, mantıken ve ahlâken doğru bir davranışı tavsiye etmiyor bize! Buna en basit deyişle; “hakkı, batıla alet etmek” veya “hakkı söylerken, anlam ve sonuç olarak batılı kasdetmek” denir.
Tıpkı merhum 2. Abdulhamid Han’ı devirenlerin veya aleyhinde nümayiş ve gösteri yapanların, bunu “hürriyet, adalet, eşitlik, şeriât” gibi kavram ve motivasyonlarla yapmaları gibi. Veya merhum Adnan Menderes’i darbe ve ihtilâlle devirenlerin, bunu; “Ne yapalım Menderes’in indirmek veya yanlışlarını engellemek veya telâfi etmek için demokratik mekanizmalar yeterli değildi, olanlar da tıkalıydı; sistem işlemiyor veya tıkanmıştı, başka yol yoktu! Yoksa durup dururken niye sıcacık koltuğumuzdan kalkıpta, riskli işlere girip, isyan edelim ki!? Ne yaptıysak, herşey vatan – millet – sakarya içindi!” demelerine benziyor.
Oy vermeyerek mevcut iktidara ders veya ceza vermek isteyenler, bunu aldatma veya ihanet gibi sebeplerle yapmıyorlarsa; cehalet ve aldanma sebebiyle yapıyorlardır (ki çoğumuz böyleyiz); buna İslâmî Literatür’de “şeytanın sağdan yaklaşması” denir! Tam burada aklıma Bedi’üzzaman Hazretleri’nden (R.Â.) okuduğum şu söz geldi: “Akılsız dost, akıllı düşmandan daha çok zarar verir!”
Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Bu yazıyla birlikte, birkaç hafta Âlem-i Şehadet (Zahir / Somut / Mülk / Maddî / Fizik / Afak / Dünya / Kuvvet – Enerji) ve Âlem-i Gayb (Batın / Soyut / Melekût / Manevî / Metafizik / Enfüs / Ahiret / İlim – İrade – Kudret, Emir, Kanun, İsim – Sıfat) ilişki ve ayrımı ve nerede başlayıp, nerede bittikleri problemini netleştirmeye çalışacağız.
Fakat buna başlamadan önce, geçen haftaki yazılarımızdan şu tespiti akılda tutmakta yarar var: “Bilim” (science) ile “bilgi” (ilim, data – information – knowledge) ayrımını yapmamız gerekiyor. Evren ve içindeki bilginin Bilimsel Yöntem ve Kriterlere göre gözlem – ölçüm ve yorumlanması sonucu elde edilmiş filtreli bilgi’ye; yani bilgi’nin “bilimsellik” prizma ve yorumundan geçerek, kırılmış hâline “bilim” diyoruz biz. Bu tanımıyla “bilim” ve “bilgi” farklı olup; bu açıdan “bilim, evrendeki bilgi’nin dar ve eksik ve saptırılmış bir türü olabilir ancak. Mes’elâ “suyun belli şartlarda hep aynı derecede kaynamaya başlaması” bir bilgi’dir, ölçüm bilgisi’dir; fakat “bilim” değildir. Bu ölçüm / ham data / veri; bilimsellik yorumundan geçip, diğer verilerle harmanlanıp, işlenerek “bilim / bilimsel bilim”e; uygulamada ise “teknoloji”ye dönüşür…
Bilim’in “Rabbimiz, ahiret, melekler” gibi mes’eleleri, “metafizik” diye etiketleyerek, araştırma konusu dışına almasının; yani daha işin başında “ateist ve materyalist, natüralist ve determinist” tarafta yer almasının mazereti olarak; “Varlığın iki temel alanı vardır; duyularımızla algılanan Âlem-i Şehadet ve algılanamayan Âlem-i Gayb. Bilim; sadece gözleyip, ölçebildiği ve deneyselleyebildiği Şehadet Âlemini konu edinir” sözü çok klişe bir mazerettir!
Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Geçen haftaki yazılarımızın sonuçlarından biri: Bilimsel Bilim’in evrensel ve olgusal ve tarafsız olduğuna inandırıldığımız için, dünyada başka bir Bilim Anlayış Felsefe ve Yöntemi olabileceğine ihtimal bile ver(e)miyoruz! Müslümanca Düşünce ile Seküler / Postmodern Düşünce arasında bocalayıp, duruyoruz! Bu iki düşünce arasındaki derin ve geniş uçurumu görmediğimizden; zıtlıklarını uzlaştırıp, aralarını telif edecek köprü ve dolgu malzemeleri toplamakla meşgulüz! Kafamız karışık, zihnimiz bölmeli, davranışlarımız tutarsız! Gerçeklikle bağını yitirmiş bir şizofren gibi; akademide “lâik”, camide “müslüman” rolü oynuyoruz!
“Batı”dan ithal kavram ve düşünce biçimleriyle, bize ait bir dünyayı kurabileceğimiz hayâliyle yaşıyoruz! Kendimize ait, üzerinde çalışılmış ve güncellenmiş bir kavram harita ve anlam şemalarımız yok. Bunu geçtik; geçmişimize ait kavramların tarihî versiyon ve anlam değişmeleri; o günkü kültürde kullanıldıkları anlam bulut ve dizgesinden bile bihaberiz! (Mes’elâ: “İmam-ı Gazali Hazretleri (R.Â.) ile İbn-i Rüşd arasında geçen “nedensellik ve sebep – sonuç ilişkisi” ihtilâfında; “neden / sebep” kavramına yükledikleri anlam farklılığının etkisi nedir?” sorusu gibi.)
Günümüzde konuşup, yazarken bile, aynı kelime ve kavramları da kullansak, bunları ortak mefhum ve anlamlarıyla kullanmıyoruz. Tasavvur, tahayyül dünyamız ve anlam kodlarımız farklı!
Örneğin: “Var(lık)”ın vücud ve mevcudiyetinden bile çok daha önceye dayanan bir geçmişi olan “bilgi / ilim (data – information – knowledge)” ile 1800’lü yıllarda sistemleşip, yöntem ve tanımları şekillenmeye başlayan “bilim (science)”ın aynı şeyler olduğunu; birbirinin müteradifi olduğunu zannediyoruz! Bu yanlış Bilgi Virüsü’nün sonucu olarak; çağımızın dayattığı kültürel ve medyatik şiddet ve Bilim’in “Bilimsel(lik)” format / tornasından geçmiş hemen hemen hepimizde “bilim”; bunun sonucu olarakta “küfür ve şirk” bulaşıkları var!
Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.
Geçen haftaki yazılarımızın sonuçlarından biri: “Batı”nın bilgi ve varlık anlayışına dayanan; yani eski Yunan ve Roma’nın kavramlarıyla düşünüp, bu kavramları aşamamış felsefe ve zihniyetinden doğan ve şekillenen Bilim ve Bilimsel(lik) Felsefesi ve paradigmalarıyla, kendi Bilim Anlayış ve Yöntemimizi inşa edemeyiz. Kendi “metafizik” (ki bu kavram bile Batı’nın ürünü olup, oradan doğmuş, oraya ait) daha doğrusu varlık ve bilgi anlayışımızı; yani “İslâmî Bilim”i bina edemeyiz. Oranın fiziği, epistomojisiyle kendi metafiziğimizi kuramayız; taşımaz.
Elhasıl kâinattan elde edeceğimiz çok daha geniş ve derin mesaj ve bilgileri keşfedip, görmemize; görsek bile farketmemize; farketsek bile anlamlandırmamıza çok büyük engel teşkil etmektedir grekoromen kültüre dayalı Bilimsel(lik) Kriterleri! Ateist – materyalist – natüralist ve determinist paradigmanın şekillendirdiği Bilim’in bu yanlışlarını (güya doğruymuş gibi) devam ettirmek; Rabbimiz’in mesajlarının 3 boyutlu cismanî harflerle yazıldığı kevnî ayetler mecmuası olan Kâinat Kitabını okumaya çalışan İslâmî Bilim’i; bir oryantalistin kavramlarıyla tanım ve ta’rif etmeye çalışmak demektir. Dinimizi onun şablonlarına indirgeme ve bakış açısıyla anlamlandırmaya çalışmak demektir. Bu, çok zengin bir dil’i, çok fakir bir dil’e tercüme etmeye benzer; yani olmaz. Böyle yaparak anlattığımız İslâmî Bilim olmaz, İslâm ise hiç olmaz! Bu; kare, üçgenlerden başka şekil görmemiş 2 boyutlu resim insanlara; 3 boyutlu küreyi anlatmaya benzer ki; anlattıklarımızdan anlayacakları en fazla “daire” olacaktır! Elhasıl kendi medeniyetimizi kurarken modernizm, postmodernizm ve buradan şekillenen Bilimsel Bilim’in bize hazır sunduğu, bzim de sorgulamadan kabul ettiğimiz kavram ve bu kavramların bize dikte ettiği bakış açısının tuzağına düşmemeliyiz.
To provide the best experiences, we use technologies like cookies to store and/or access device information. Consenting to these technologies will allow us to process data such as browsing behavior or unique IDs on this site. Not consenting or withdrawing consent, may adversely affect certain features and functions.
Functional Her zaman aktif
The technical storage or access is strictly necessary for the legitimate purpose of enabling the use of a specific service explicitly requested by the subscriber or user, or for the sole purpose of carrying out the transmission of a communication over an electronic communications network.
Tercihler
Teknik depolama veya erişim, abone veya kullanıcı tarafından talep edilmeyen tercihlerin saklanmasının meşru amacı için gereklidir.
Statistics
Sadece istatistiksel amaçlar için kullanılan teknik depolama veya erişim.The technical storage or access that is used exclusively for anonymous statistical purposes. Without a subpoena, voluntary compliance on the part of your Internet Service Provider, or additional records from a third party, information stored or retrieved for this purpose alone cannot usually be used to identify you.
Pazarlama
Teknik depolama veya erişim, reklam göndermek için kullanıcı profilleri oluşturmak veya benzer pazarlama amaçları için kullanıcıyı bir web sitesinde veya birkaç web sitesinde izlemek için gereklidir.