Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin

Bedî’üzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî (B)İlim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bilimsel Bilim’in doğruluk veya yanlışlığı delil – ispatlandırılamaz en temel inancı veya inançla bağlı olduğu en temel önvarsayım ve kabullerinden biri: “Zihnimiz dışında bir eşya; varlık ve evren olduğu” inancıdır! Daha açık ifadeyle: “Zihin ve duyularımız haricinde eşyanın var olduğu ve bu eşyanın da, duyularımızın gösterdiği (algıladığımız) şekil ve özelliklerde olduğu” inancıdır!

Aslında sadece Bilim’in değil; tüm insanların ortak inancıdır bu! Duyularımızın dışında; ki buna aslında “duyularımızı” da katabiliriz; o zaman doğru ifade şöyle olur: “Zihin ve algılarımızın dışında; duyularımızla algıladığımız gibi maddî bir evren olduğu” inancı; tüm “biliyorum” deyip, bildiklerimiz ve emin olduklarımızın üzerine temellendiği en temel inançtır. Doğru olduğu önvarsayılan ve buna inanılan; fakat doğru – yanlışlığı ispatlanamaz bir aksiyom, bir postulattır bu.

Bizdeki hemen hemen tüm kesinlik ve eminlik ve bilme hisleri, en temelde bu inanç ve önkabüle yaslanır. Demek daha başlangıçta; dil ve mantık kurallarını oluştururken, yaptığımız “bilgi / bilmek” ve “inanç / inanmak” arasındaki ayrım yapay ve aldatıcı! Bununla bağlantılı olarak; “fizik – metafizik” ayrımının da yapay ve aldatıcı olduğu anlaşılabilir.

Dünyaya gelirken içine doğdumuz, bize hazır verili bu dünyanın; gerçekten zihin ve algılarımız dışında da olduğuna inanmamamız için bir sebep ve haklı bir kuşku ve gerekçe yoksa; bu dünyanın var olduğuna inanmayı seçeriz. Zaten fıtraten, default / önvarsayım olarak; bize gelen ve duyularımıza yansıyan herhangi bir bilgi ve haberin doğru olmadığına aksi bir delil yoksa; bunu o şeyin doğruluğuna yeterli bir delil ve karine ve haklı bir gerekçe sayarız.

Belki de bu sebepten; rü’yalarımızda rü’yada olduğumuzu farketmiyoruz; yani içine doğduğumuz gerçekliğin gerçekliğinden (daha doğrusu “gerçeklik sınıf ve derecesi”nden) şüphe duymayıp, bunu sorgulamadığımızdan!

Eşyayı gösteren Rabbimiz’in varlığı, o eşyadan daha zahir ve kesin yazısına devam et

Bilimsellik Felsefesi’nin Metafiziği & Bilim niye tarafsız değil?

Bedî’üzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî (B)İlim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bilimsellik Felsefesi”nin ürünü olan “Bilimsel Bilimateist ve materyalist, natüralist ve determinist olup; Bilimsel İfadeleri’nin derinine sakladığı (yani bilincimizin farkedemediği için filtreleyemediği; bilinçaltı, subliminâl, gizli altmesaj ve fısıltılarıyla;) bu fikir ve inançlarını delillendirip, ispatlamaya çalışır!

Üstelik sanki bu inanç ve felsefesinin doğru olduğunu ispatlamış gibi; sanki bu itikadı doğruymuş gibi İfade Kalıpları kullanır! Yani “Allah yok(muş); varsa bile bu fiil ve sonucunu O yapmıyor(muş); bu iş ve icraatın olabilmesi için O’na ihtiyaç ve zaruret yok(muş)” şeklinde altmesaj taşıyan Bilimsel İfadelerinde, Rabbimiz’in olmadığı kâinat tasvirleri çizer. Bu virüslü Bilimsel İfadelerin şuuraltımıza tekrar ve telkiniyle, biz de öyleymiş gibi inanmaya başlarız!

Üstelik bütün bunlar yetmezmiş gibi; bu telkin ve ilüzyon, aldatma ve mugalataları yaparken; bir de inançlardan bağımsız ve tarafsız, İslâmiyet’e olgusal ve nötr, kâinat gözlemlerinde objektif ve nesnel olduğu yalanını söyler! Dahası Bilimsellik Kriter ve Yöntemleri’nin herhangi bir inancı enjekte ve dikte etmediğini iddia eder!

Halbuki zihin ve hayâlimizde çizdiği kâinat kurgu ve tasvirlerinde; eşyanın varlık ve devamında, işleyiş ve hareketinde Rabbimiz’e ihtiyaç ve zaruret duymayan bir “varlık” tanım ve ta’rifi yapar! Bilim’in bu varlık ve bilgi anlayışına göre; “evrende Rabbimiz’in varlık ve rolünü gösteren objektif ve subjektif hiçbir delil ve kanıt olmadığı gibi; bunun ispatına da epistomolojik ve ontolojik olarak imkân ve ihtimâl yoktur! Yani Bilim’e göre, ‘iman’; bir inanç ve önkabül işi olup, bilgi ve araştırmanın konusu değildir! Bu konu, bilimsel bir varsayım ve tez konusu olarak bile kabul edilemez!”

Elhasıl mevcut Bilim Felsefesi’nin şekillendirdiği Bilim ve Bilimsel Yöntem tarafsız ve nötr, nesnel ve objektif olmadığı gibi; zaten mantıken olması da mümkün değildir. Yani inanç ve taraftan bağımsız ve ayrı gözlem biçimi, nötr ve olgusal ifade şekli; mantık ve dil açısından mümkün değildir.

Çünkü, daha önceki yazılarımızda dediğimiz gibi; birşeyi “ya yaratıcı ve Rabbi var(mış)” gibi inceler ve anlamdırır, ifade ederiz veya “yok(muş)” gibi. Bunun tarafsız bakabileceğimiz ve inançtan bağımsız, nötr ve olgusal cümleler kurabileceğimiz ortası veya uzaktan eşit mes’âfede bakabileceğimiz objektif bir gözlem noktası yoktur ve olamaz.

Bilimsellik Felsefesi’nin Metafiziği & Bilim niye tarafsız değil? yazısına devam et

Kime oy vermeli?

Ben şahsen çoğunlukla dostlarımın doğruluk ve dürüstlük ve iyi niyetine güvenirim ama akıl ve bilgilerine güven(e)mem; tamam aldatmayacaklarından eminimdir ama aldanmayacaklarından veya yanılmayacaklarından emin olamam çünkü.

Aslında düşmanım bile olsa iyi niyetini sorgulamam; sonuçta herkes kendince doğru, iyi ve güzel bildiği şeylerin uğruna birşeyler yapıyor. Yani bir insan, yanlış olduğunu bile bile bir meslekte gitmez; hak olduğunu düşündüğü bir davayı savunur çoğu kez. Asıl problem: Neyin hak ve bu hakka nasıl ulaşacağımızın karar ve tespitinde çıkıyor!

M. Kamal bile; fakir Hindistan halkının Halife ve Osmanlı’nın kurtuluşu için gönderdiği altın ve yardım paralarını gönderilme maksadı dışında kullanıp, tutup İş Bankası’nı kurması ve bu yetmezmiş gibi o bankaya kendi ve arkadaşlarıyla, CHP’yi ortak yaparak; iyi – güzel – doğru birşeyler yaptığını sanıyordu! Zaten konu; soyutvatan – millet – devlet menfaati” olunca, somutvatandaş (ve kul) hakları”nın ikinci plâna düşmesi beklenmesi gereken bir sonuçtur!

Diyeceğim o ki: Mevcut iktidardan daha adil ve din – millet menfaatine faydalı alternatif bir parti olsaydı; o zaman oy vermeyerek ders ve ceza vermek anlamlı ve faydalı olabilirdi. Sonuçta oradan kayan oylar, çok daha faydalı bir yere gitmiş olurdu.

Kaldı ki 13 senelik iktidarında; Tek Parti, Özal ve Menderes Dönemlerinden (hatta üçünün toplamından) çok daha fazla işler başarmış ve onlardan çok daha fazla İslâmî hassasiyet sahibi ve (kronik enflâsyonu tek haneli rakamlara indirme; IMF’ye borcu sıfırlama; uzaya kendi uydularımızı gönderme; kendi silâh, helikopter, füze, yazılımlarımızı üretme; Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana 90 küsur yılda yapılmış tüm karayolu ve demiryolunun ortalama 1,5 – 2 katını 13 senelik iktidarında yapmış olma; türban ve tesettüre serbestiyet verme; imamhatip okullarına katsayı eşitsizliğini kaldırma; sağlık ve sosyal güvenlikte yapılan köklü reformlar gibi…) devrimsel sayılabilecek işler başarmış bir partiden bahsediyoruz!

Hem tanıdık ve arkadaşların yurtdışı ziyaretlerinde gördükleri ve hem de benim gördüğüm kadarıyle; “Recep Tayyip ERDOĞAN müslümanların halifesi olsun mu?” diye bir anket veya referandum yapılsa; devletler değil de, müslüman halkların çoğu (belki % 70 – 80’i) “evet” diyecek. Hatta müslüman olmayan halkların belki yarısına yakını da buna “evet” diyecek. Yani sayın ERDOĞAN’ın yurtdışında seveni, sevmese bile saygı göstereni yurtiçinde olduğundan çok daha fazla…

Kime oy vermeli? yazısına devam et

Benim Hikâyem

Benim Hikâyem

Bu kitap çalışmasında, yazarın da özgeçmişinin bulunması şart. Ki böylelikle okuyucu; yazarın ruh lâbirentlerinde dolaşabilsin ve kişiliği hakkında bir fikri olsun ve olaylara nereden baktığını bilsin. (Çünkü: “Nazar, manzarayı belirler.”) Hem böylece belki de, kitaptaki cümlelerde, yazarın ne kasdettiği ve maksadı ve hangi makamda, neden böyle yazdığına isabet etme ihtimâli artsın.

Okuyanın yazara ünsiyet ve yakınlık kurabilmesi; belki ortak paydalar yakalayabilmesi; yani konuşanla dinleyen arasında bilgi aktarımından başka, duygusal aktarım ve bağ ve böylece bir yakınlık ve ünsiyet kurulabilmesi için de bu gerekli.

Bununla birlikte, bir de tanıdıkların senelerdir; “Başından geçenleri yazsan, bu yazılarından çok daha fazla merak ve ilgi uyandırır ve okunur” şeklindeki tavsiyelerine uymaya ve doğruluğunu test etmeye karar verdim denilebilir.

Elbet burada mantıkî, duygusal, felsefî veya sosyâl bir sürü sebep veya bahane sayabilirim; fakat beni bu yazıya iten veya çeken, asıl saik ve gaye nedir emin değilim veya bilemiyorum. Yani niyetim muğlak ve karışık.

Fakat size yol göstermesi açısından, şu kadarını söyleyebilirim: “Bunları niye yazdığım?” sorusunun cevabından daha çok; sizin, “Bunları okumak bana ne kazandırır?” sorusunun cevabını bulmanız, bence çok daha önemli. İşte benim hikâyem:

Küçükken en çok istediğim şeylerden biri evliya olmaktı! İlkokul zamanlarımda evliya olmayı çok istiyordum. Böylelikle babamın dövmelerinden ve evdeki diğer nahoş şeylerden; evliyalar gibi duvardan geçerek, havada uçarak kurtulacak; tayy-ı mekân yaparak, bir ânda çok güzel yerlere gidecektim! Çünkü, o zamanlar okuduğum evliya menkıbelerinden; benim gözümde evliya, “süpermen” gibi birşeydi! Evliya (evet haklısınız, tekil olarak “veli” demem gerek) olursam, elimdeki bu muhteşem güçle, fizik kanunları bana işlemeyecekti!…

Benim Hikâyem yazısına devam et

Kâinat; Fizik – Kimyayla değil, Kayyum olan Allahû Teâlâ sebebiyle işliyor

balik1Bedî’üzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî (B)İlim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Başlamadan önce, geçen haftadan hatırlanması gereken bazı yerlerin kısa özetini yaparak, giriş yapacağız. Hatırlanması gereken ifadeler şöyle:

Bilim’in “ateist ve materyalist, determinist ve natüralist” hurafeleriyle zehirlenip, hastalandığımız için; “kâinattaki her varlık ve işleyiş, faâliyet ve sonucu; hem de herhangi bir fail ve özneye ihtiyaç ve zaruret duymadan; neden ve nasıl’ı, niçin ve niye’si izah ve tasvir edilip, açıklanabiliyor(muş!)” hezeyan ve sanrıları görüyoruz! Yani resim – ressam, yazı – yazar, fiil – fail, eser – müessir, isim – müsemma zaruret ve ihtiyacının; kâinat düzleminde gerekli ve geçerli olmadığına inanıyoruz!

Dünyada geçerli ve yaygın bu tek tip Bilim sayesinde; günümüzde din ve ideolojiden, ülke ve milliyetten bağımsız olarak herkes, kâinat ve hâdiselere; “türlü sebep ve mekanizma, süreç ve enerjilerle kendi kendine işleyen otomatik bir makina; evrimsel ve determine iç dinamikleriyle kendi kendine (varlık ve devamında, çalışma ve işlemesinde; Rabbimiz’e muhtaç ve mahkûm ve mecbur olmadan) çalışan bir sistem; türlü program ve kanunlarla çalışan bir bilgisayar” metaforuyla; yani Rabbimiz’den kopuk ve ilgisiz bakıyor!

Bilimsellik İnancı’nın kurgulayıp, dinli – dinsiz istisnasız herkesi doğruluğuna inandırdığı bu kâinat tasvirine göre; “hiçbir şeye muhtaç olmayıp, herbirşeyin her ân – mekân O’na muhtaç olduğu (Es-Samed) Rabbimiz” yerine; kâinatın “Samed” olduğuna inanıyor ve zannediyoruz!

Bilim’in kulağımıza üfleyip, bilinçaltımıza işittirdiği; yani bizi hipnotize edip, inandırdığı; bu sihir ve ilüzyona benzeyen (yani kandıran ve uyutan; olmayanı, olur gibi gösteren; nazar ve zihnimizi teshir edip, karıştıran ve yönlendiren); bu “Bilimsel Yöntem ve İfadeleri”ndeki “Gizli Telkin” ve “Program(lama)” ve “Yanlış Bilgi Virüsleri”ni tanıma ve buna göre bir aşı ve tedavi geliştirme zarureti vardır.

Kâinat; Fizik – Kimyayla değil, Kayyum olan Allahû Teâlâ sebebiyle işliyor yazısına devam et

Bilimsellik Düşüncesi’nin İnanç Esasları veya Bilim’in Batıl İnançları

sam2 Bedî’üzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî (B)İlim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Önceki haftalarda: “Kâinattaki varlık ve faâliyetleri inceleyip, anlamlandırırken; yani eşyaya bakışımızı inşa ve gözlemimizi ifade ederken; ya ‘fail Rabbi ve işleteni var(mış) veya yok(muş) gibi bakılabileceği ve bunun (var – yok’un ortasının olmaması gibi) orta ve objektif bir referans ve gözlem – ölçüm noktası; nesnel ve tarafsız ve olgusal bir ifade biçimi; yani kâinatın tarafsız ve objektif veya agnostik olmamıza izin verebileceği nötr ve renksiz alanlar yok” demiştik, buradan devam edelim.

İnanç ve değer’den bağımsız ve tarafsız, yani objektif ve nesnel gözlem ve ifade biçimi olamamasının sonucu olarak: Bilimsel Yöntem ve Bilimsellik Kriterleri, yaptığı gözlem ve ölçümler ve bunların ifadesinde [önbilgi veya öninanç veya önkabül veya önvarsayım olarak “Allah var(mış)”ı doğru kabul etmeyip, bilâkis “Allah yok(muş)”u doğru saydığı için]; “ateist ve materyalist, natüralist ve determinist” inançlara göre bir kâinat kurgu ve tasvirinin izah ve ispatı üzerine döner! Bunun sonucu olarak; Bilim’in en basit bir gözlem – ölçüm ve bunun Bilimsel İfade ve sunumu bile, bu batıl inanç ve hurafelerinin delil – ispatıymış gibi şekillendirilip, sunulur! Yani en doğru ölçüm sonuçları bile, bu amentülerine meşruiyet ve onay sağlamak için kullanılır! (Zaten en tehlikeli ve aldatıcı yalan; içinde doğru taneleri de barındıran yalandır! İçindeki doğrularla insanları çekip, avlarlar; böylelikle kazandıkları bu itibar, itimat, krediyle de; avlarını diğer yalanlarına inanmaya hazır hâle getiririrler!)

Yani Bilim’in, Bilimsellik Kriterleri uyarınca; “bu bu olay ve sonuçları, şu şu sebep – mekanizmalarla olmakta ve oluyor” tarzındaki deterministik (yani yatay sebep – sonuç ilişki ve nedensellik şablonu bağlamında) ifade ve tasvirleri, arka plânda; “bu iş, eser ve sonucunu (var olsa bile!) Allah yapmıyor; bu faâliyete Allah karışmıyor; görüldüğü gibi, evrendeki varlık ve işleyişe O’nun müdahale etmesine ihtiyaç ve zarurette yok; herşey O’ndan bağımsız şu şu sebep ve mekanizma, kural ve enerjilerle işleyebilir ve işler!ateist ve materyalist sinsi mesajını bilinçaltımıza gönderip, derin mesaj olarak zihnimize işler!

Bilimsellik Düşüncesi’nin İnanç Esasları veya Bilim’in Batıl İnançları yazısına devam et