FETÖ olayından Hedef Saptıranlara:

FETÖ’den, Kemalistlere ve Ehl-i Sünnet Tasavvuf Düşmanlarına Ekmek Çıkmaz!

Önceki yazımızda, FETO’nun kitap ve konuşmalarındaki İslâm ve Ehl-i Sünnet’e zıt ve aykırı görüşlerin; ayrıca kendindeki kibir ve seçilmiş, üstün kişi olduğu inancını gösteren cümlelerin; ayrıca konjonktür ve menfaatine göre dün dediği, bugün dediğinin zıttı olan ifadelerin ve son olarakta söyledikleriyle – yaptıkları arasındaki tutarsızlık ve çelişkilerin tespit ve tahliline çalışacağız demiş ve şu ikazı yapmıştık: En kötü ve aldatıcı, gizli ve sinsi yalan; içine doğru kırıntıları serpiştirilmiş yalandır! Bir yem işlevi gören o doğrularla insanları avlarlar; “bunlar doğruysa, şu dedikleri de yüksek olasılıkla doğru olabilir ve doğrudur” ihtimâl ve zannına yol açarak; o doğrularla, böylece diğer yalanları da peyderpey yuttururlar!

Bedi’üzzaman Said Nursi’nin (R.Â.) dediği gibi; bütün bâtıl cemaât ve mezhep, eğri felsefî ve siyasî doktrinlerin herbirisinde; o ekolün hayatta kalıp, taraftar bulmasını sağlayan bir “dâne-i hakikât” bulunur. Tüm sapkın gruplar o “dâne-i hakikât”in üzerine bina ederler diğer yalan ve yanlış fikir ve davranış ve politikalarını. Yani söylenilen şeyin doğru olması yetmez, bir de o doğru’nun neden / niçin söylendiği; yani batıla alet edilip edilmediği de sorgulanmalı!

Burada konuya girmeden önce; FETÖ/PDY olayından Kemalizm ve Lâiklik’e övgü düzenler ile bu terörist örgütün sapıklıklarını, diğer müstakim cemât ve tarikâtlere de teşmile yeltenen; hatta bazen ölçüyü kaçırıp “tüm dini cemaat ve tarikâtler kötüdür”e vardıran bazı gruplardan bahsetmemiz gerekiyor.

Bir kere FETÖ olayından Kemalist ve Lâiklere ekmek çıkmaz! Bilâkis bu tür sapık ve terörist, sinsi ve gizli örgütlenmelerin “menfî” açıdan birinci derece sorumlusu “Kemalist İdeoloji” ve “din düşmanı” tarzında “hard lâik” politika ve uygulamalarıdır!

FETÖ olayından Hedef Saptıranlara: yazısına devam et

Cemaat’ten FETÖ’ye bir Savruluşun Hikâyesi

Şizofren bir Mülhidin Tahlili: Fetullah Gülen

Gulen_BedduaFetullah GÜLEN’in “münafık” olup olmadığı veya “kâfir”se, hangi konularda küfre girdiği konusuna gelecek yazımızda gireceğiz. Bu yazımızda daha ziyade işleyeceğimiz konu: Gülen ‘Cemaati’nin “silâhlı örgüt ve çeteye” nasıl evrilip, dönüştüğü ve mensuplarının Gülen’in emir – sözlerini, Allahu Teâlâ’nın emir – nehiylerine nasıl tercih edip, önceleyecek hâle geldiğidir.

Konuya giriş olarak “Münafık, münafık olduğunu bilir mi?” sorusuna cevap arayarak başlarsak; bu sorunun cevabı “hayır, münafık ‘münafık’ olduğunu bilse zaten tevbe – istiğfar eder, nifak – münafıklıktan vazgeçerdi” olurdu. Aynı soruyu “hain, hain olduğunu bilir mi?” veya “kâfir, kafir olduğunu bilir mi?” şeklinde de genişletirsek, cevabımızda değişen bir şey olmazdı.

Zaten genelde kimse gittiği yolun yanlış, savunduğu davanın bâtıl ve kötü olduğunu kabul etmez; kabul etse zaten o yolda bulunmaz ve savunmaz. Talip olduğu o yolun önce hak ve doğru olduğunu kabul eder, inanır insan; ancak ondan sonra o yola  girer ve savunur.

Ne varki; insanın doğru iş yaptığına inanması, niyetinin iyi olması ve gittiği yolda samimî olması, bu yola kendini adaması o insanı iyi yapmaz! Çünkü “niyet(ler)”in; işlenen günah’ı, “sevap” veya “mübah”a çevirme hâsiyet ve özelliği yoktur! Örneğin namazda yellenmek, abdest ve namazı bozup, ifsad eder; burada olayın irademiz dışında gerçekleşip gerçekleşmemesi veya niyetimizin bu olup olmamasının neticeye te’siri yoktur; gider abdesti tekrar alır ve namazı tekrar kılar, iade ederiz.

Yani ‘namaz kılmaktan alınları nasır tutacak’ kadar dinde ve amelde istikrar ve salâbetli (Hadis’teki ifadeyle; “Aranızda öyle bir grup ortaya çıkacaktır ki; namazınızı onların namazları, oruçlarınızı onların oruçları ve diğer amellerinizi de onların amelleri yanında az göreceksiniz. Onlar Kur’ân okurlar, fakat okudukları boğazlarından aşağı geçmez. Onlar okun yaydan çıktığı gibi dinden çıkarlar…” Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân, 36) Haricîler; binlerce sahabe ve kadın – çocuk müslümanı mürted ve kâfir ilân edip, öldürürken ve Hz. Osman ve Hz. Ali Efendilerimizi de şehid ederken; bunu inandıkları din, doğru bildikleri davaları için yapıyorlar; bu uğurda savaş ve hayatlarını riske atmaktan çekinmiyorlardı! Bu acımasız katl ve cinayetleri işlerken bile kendilerini safî ve hakikî ve en doğru müslüman kabul ediyorlardı! Bu düşünce ve inanç ve niyetlerinde samimiydiler yani!

Cemaat’ten FETÖ’ye bir Savruluşun Hikâyesi yazısına devam et

Bilimsel Bilim’in Masalları!

deniz4Bedî’üzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî B/ilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Elhasıl “Bilim”e göre, fiil failsiz; eser, müessirsiz olmaktadır! Bunun sonucu olarak; “bu tencere, ocak, bıçak, ateş, soğanın (yani madde, tabiat, tesadüf, zorunluluk, kanun, kuvvetlerin) bu yemeği yapması mantıklı ve mümkün ve gerçek mi?” sorusunu gündeme bile getirmeden; “evet mümkün ve vaki, zaten olan da bu” anlamına gelen tasvir ve nedensellemeleriyle; “aşçı kim?” sorusunu bile doğmadan öldürmekte, böyle bir merakın doğmasına izin bile vermemektedir Bilim! “Fail ve özneye ihtiyaç ve zaruret olmadan kâinatın varlık ve devam ve çalışması ve bu eser / sonuçları üretebilmesi mümkün ve vakiymiş” gibi yaptığı evren tasvirleriyle; böylece “fail ve aşçı kim” sorusunu daha bizde doğmadan öldürmekte; peşinen verdiği hazır “yanlış soru – cevaplarla” bu soru ve merakın zihinde uyanmasına engel olmaktadır!

Başlangıçta “yok(muş)” tarafını tutan ateizm inancını önvarsayıp, bu varsayıma inandıkları için, bu paradigmalarının doğal sonucu olarak, örneğin: Ekmeği ölçülü kesen bıçaktaki eli (yani arkasındaki fail / özneyi) gör(e)medikleri ve zaten böyle bir faile ihtiyaç ve zaruret olmadığına inandıkları ve buna ihtimâl bile vermeyip, reddettikleri için ve “bıçağın uçup, ekmeği ölçülü kesebilmesi için; bıçağı tutup, çekim rüzgârını yönlendiren ilim – irade – kudret sahibi hayattar bir fail ve özneye ihtiyaç ve zorunluluk yok” iddiasına inandıkları için; ekmeğin kesilmesinin nedeni olarak madde bıçağının “hareket”i; maddî bıçağın hareket nedeni olarakta, gene “madde”den kaynaklandığına inandıkları bir takım “çekim, kuvvet ve süreçleri” görüyor ve gösteriyorlar!

Bilimsel Bilim’in Masalları! yazısına devam et

Bilimsellik’in Zararları

orman2Bedî’üzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî B/ilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Elhasıl Bilim ve “Bilimsel” ismiyle müsemma Yöntemi’nin “mana-yı ismî” okuyuşundan, dinimizin “mana-yı harfî” okuyuşuna geçmeliyiz. Bilim’in evrenden “bilgi edinme yöntemi” olan “Bilimsel Yöntem” ve “Bilimsellik Kriterleri”ne bağ(ım)lı kaldığımız müddetçe Rabbimiz ve “Kur’ân-ı Kerîm, melekler, ahiret, nübüvvet, nur, kader, Âlem-i Misâl” halâ “metafizik” diye fizik evrenin dışına itilmeye devam edilecek! Halbuki Kâinat Kitabı’nda yazılmış Âyet ve kelimelerin ifade ettiği anlam ve işaret edip, gösterdiği ma’nalar bunlar! Yani “metafizik” olmayıp; fizik evrenin dışında değil, içinde!

Bilim’in “araştırma ve gözlem yapılamaz, delil – ispatı da yapılamaz” diye evrenin işleyişinde yoksaydığı bu varlıklar olmazsa; ruh çıkınca fizik bedenin dağılması gibi fizik evren de dağılır gider. “Madde” o ruh ve manayı taşıyan cesed olup, varlık ve devamı o ruh ve anlamla kaim.

Biz ise halâ Bilim’in “bunlar spekülâtif konular olup, inanç ve felsefenin işidir; bilim ve araştırma, bilgi ve gözlemin değil” safsatalarıyla aldatılmaya devam ediyoruz! Bilim’in yapay ışıklarıyla nursuz gecelerimiz aydınlanıyor ama gündüzlerimiz karanlık, içimiz ise simsiyah! 50 – 60 senelik bir ömürden sonrasına faydası dokunmayan, oralardan hiç haber vermeyen Bilim’in; öldüğümüzde bize nur olarak değil, malâyaniyat; hatta daha büyük ihtimâl zulümât olarak dönmesi mümkün!…

Elhasıl Bilimsellik Kıskacında esir olduğumuz müddetçe; kapana kısılmış bir fare gibi sistem kendi sınırlarını dayatacak ve sistem dışına çıkmaya müsaâde etmeyecek! Bilimsellik Kapalı Sistemi’nde çatlak oluşturup, duvarlarını kırmadıkça; “vahiy / nübüvvet”in üflediği bilgi ve hava akışına müsaâde edilmeyecek.

Bilimsellik’in Zararları yazısına devam et

Ümmî Peygamber neyi okudu, nasıl okudu?

manzaraBedî’üzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî B/ilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Elhasıl Bilimsellik Kriterleri ve Yöntemleri’nden, İslâmî B/ilim Yöntem ve Kriterleri’ne geçilmeli. Diğer deyişle: Bilimsellik’in ürün ve sonucu olan “Bilim” terkedilip, “İslâmî B/ilim”e geçilmeli.

Öyle zannedildiği gibi “bilim, bilimsellik” alternatifi olmayan birşey ve cehaletin zıttı değil ki; bunları terkedersek, cehalet karanlıklarına yuvarlanalım! Bilâkis mevcut Bilim Anlayışı, “öğrenilmiş cehalet”e iyi bir örnek oluşturmaktadır. Çünkü hâlihazırda Bilimsel Yöntem ve Bilimsel İfade / Açıklama denilen şey; “nasıl bir ‘yöntem’ izlersek; ‘kim’ sorusu ve ‘Allah’ı kâinat araştırma ve açıklamalarımızdan, neden ve nasıllarımızdan, zihin ve hayatımızdan çıkartabiliriz?!”in yöntemlerini vermektedir!…

Bilim” (science) ile “bilgi”yi (ilim, data – information – knowledge) aynı ve özdeş görme yanlışının sonucu olarak; Bilim ve Bilimsellik’i terkten, bazıları bilgi ve gözlem, ölçme ve deney terki anlıyor. Yani Bilim’i; cehaletin tam zıttı, karşı kutbu olarak konumlandırıyor. Halbuki tam tersi Bilim, “öğrenilmiş cehalet”’e tekabül ediyor; çünkü evrende küfür ve şirke yol açmaya, bunun ispat ve teorisini yapmaya; yani “var olmayanı”, “var(mış)” gibi yapmaya denk geliyor!

Elhasıl Ateist Bilimsel Yöntem ve Seküler Bilim Anlayışı’nı, “cahillik / cehalet”in zıttı olarak görmekten vazgeçmeliyiz! Halbuki çoğumuz sanki Bilim’i terkedersek, cehaletin kucağına düşeceğiz zannediyor! Mevcut teknolojik imkân ve ni’metleri bırakıp, mağaraya girip, artık hiçbir gözlem ve ölçüm, araştırma ve deney yapmayacağız anlıyor!

Ümmî Peygamber neyi okudu, nasıl okudu? yazısına devam et

Risale–i Nur Bilim’e nasıl bakıyor?

sam2Bedî’üzzaman Said Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî B/ilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bu yazımızda; kitap çalışmamızın ana konu ve temel tezi olarak savunduğumuz: Bilimsel Bilim”in terkedilip, yerine “hakikî ma’rifet ve hikmet, ilim ve fen” olan “İslâmî B/ilim”e geçilmesi önerimizin Risale-i Nur’daki referans ve bağlantılarından bahsedeceğiz. Ve “Bilimsellik Felsefe ve Paradigması” yerine “İslâmî Paradigmaya” geçmekten ne kasdettiğimizi ve bunun getirdiği avantajları göstermeye çalışacağız.

Bunun için önce Risale-i Nur’un tarafsız ve objektif, olgusal ve nesnel olduğu iddia edilen lâik ve seküler Bilim’e nasıl baktığının gösterilmesi gerekiyor. Bedî’üzzaman Hazretleri’nin ateist ve materyalist, determinist ve natüralist Bilim’in eksik ve yanlış ve zararları hakkında  Risaleler’de geçen bazı ifadelerini aşağıya aynen sıraladık. Böylece Risale-i Nur Külliyatı’ndaki “bilgi” (ilim, knowledde, data, info) ve “bilim” (science) ayrımı ve aralarındaki farklar da netleşmiş ve Risale-i Nur’un mevcut Bilim’e bakışı da görülmüş olacak.

Böyle bir çalışmaya ihtiyaç vardı, hatta çok geç kalındığını bile söyleyebiliriz. Çünkü Rabbimiz’in eşya ve işleyişiyle münasebeti konusunda maâlesef, Risale okuyan bizlerin de kafası karışık! Çünkü “evrenin, varlık ve devam ve işleyişi için Allah’a muhtaç ve mecbur olduğunu göster! Bilim’in gösterdiği hangi neden ve mekanizma yeterli gelmedi de; ‘şu işin şurasında (veya her noktasında) Allah devreye girmeli ve giriyor’ diye iddia ediyorsun!? Varlık ve işleyişte doğaüstü bir özne ve fail arıyorsun!” sorusuna net ve açık bir cevabımız yok!

Mevcut Bilim’in evren gözlem ve ölçümlerinde, eşyanın nedenselleme ve tasvirinde, herşeyi kurguladığı “sebep – sonuç” şablonlarıyla resmedip; böylece “bak bu işler failsiz ve öznesiz olabilir ve zaten oluyor; yani evrendeki işleyişe herhangi bir Tanrısal müdahale gerekmiyor. Zaten evren gözlem – ölçümlerimde de böyle bir müdahale gözlenmediği gibi, teorilerimize ‘Tanrı’ gibi (zaten kendisi ve eşyadaki fonksiyonu meçhul ve muamma!) yeni bir bilinmeyen eklememizi gerektirecek bir durum da yok! Durum buyken; kuramlarımıza yeni bir kavram, yeni bir postulat ve aksiyom eklemeye; açıklamalarımızı gereksiz genişletip – şişirmeye lüzum yok!” sözüne net ve açık bir cevabımız yok!

Risale–i Nur Bilim’e nasıl bakıyor? yazısına devam et