Bilim’in Amentüsü veya Bilimsel Hurafeler

simsekTartışılması bile yasak olan Bilimsel Dogma ve Önkabüller.

Bilim’in Metafiziği : Bilimsel Bilim’in Batıl İnançları.

Ateist ve Materyalist felsefenin sözcülük ve ispatına soyunan “bilimsel bilim”, İslâmiyet’le çatışır!

Kâinatta intizam, düzen, nizam, ölçü, denge olmasaydı; yani neyin neyden önce veya sonra geldiğini – geleceğini bilemeseydik; yani kâinatta geçerli olan evrensel fizik yasaları olmadığı için biz hiçbir gözlem – deneyimizin sonucunu genelleyemeseydik; kısaca yaşadığımız kâinat, hiçbir fizik – mantık yasalarına bağlı olmayan, yani önceden tahmin edilemez, yani “tesadüfî” olan olayların olduğu bir dünya olsaydı. Yani hiçbir şeyde sebeplerin dizilişi, ardardlığı ve bunların doğruduğu sonuçlar belli kurallara bağlı olamsaydı; yani sebep – sonuç zinciri kurup, belli öngörülerde bulunabileceğimiz bir düzen, intizam olmasaydı. İşte ancak o zaman kâinatta tesadüf ve kaos rüzgârlarının varlığından söz etmemiz mümkün olurdu ve ancak o zaman Rabbimiz hakkında şüpheye düşmemiz için elimizde bir karin eolabilir ve biz de bunu ahirette cehenneme girmemek için bir mazeret olarak öne sürebilridk!

Fakat kâinatın Rabbinin varlığını kabul etmeyip, kabul etmedikleri gibi üstüneüstlük yok diyenler, ahirette Cehennem’le cezalandırılıyorlarsa; demek ki bunun sebebi Rabbimizi inkar edip, kabul etmemek için mazeretimiz olmmasındandır, Rabbimizi inkâr için kâinatta herhangi bir delil olmaması, bilâkis Rabbimizi varlığına sayısız delil olmasından dolayıdır! İşte bu sebepten dolayı, yani Rabbimizin olmadığına en küçük bir delil olmaması ve Rabbimizi varlığına küçük – büyük sayısız delilolduğu hâlde, bizim bunlara göz kapammaız sonucu, yani O’nu bile bile inkâr ve emirlerine isyan etmemiz sonucu ahirette cezalandırılmayı hakediyoruz. Yani orada “Ya Rabbi senin varlığına delil aradm, uğraştım fakat bulamadım vey agöremedim veya aklım fazl açalışmıyordu” gibi mazeretlerin geçerli olmamasındn dolayı, yani mazeretimiz olmamsından, yani kainatta buna delil – karineolmadığı O’nu bile bile inkâr etmemizden, yani “O’nun olmadığına inanma” batıl inancımızdan dolayı, ahirette cezalandırılacağız!

Bilimlerin de şahitliğiyle kainatta geçerliliği sabit düzen, intizam, denge, ölçüye rağmen, yani işleri bozup, önceden ötahmin edilemzliği douran teasdüdün kainnat olmadığına bu kadar sayısız delil varken; kainattaki eser – olay ve yasa zorunlukların, tesadüfün eseri olduğna imkân ve ihtimal vermek v ebtün bunların trilyarlarca tesadüfün biraraya gelmesinin bir netice olduğunu kafamıza sığıştırıp, delilsiz buna iman etmek! Hem deara sır aolan ve önceden tahmin edilemeyene “tesadüf “ismi ferirken, kainatta devamlı ve istikrarlı olan iş ve faaliyetlerden gene tesadüfü esas tutmak! Hem de herşeye gücü yeten başlangıç ve sonsuz ve hiçbirşeye muhtaç olöayıp, herşeyin O’na muhtaç olduğu bir Rab’be şüheisz inanıp, kat’i iman etmek kadar hem kolay hem delil – ispatlı hem mantıklı hem doğru bir çözüm varken; “başlangıç ve sonu olmayan Rab inancını aklıma sığştıramıyorum” deyip, “gördüğüme inanırım”dan dem vurup, güya kendini haklılaştırma densdizliğn egirmek ama gördmeiği tesafüe inanmak ve “var yok olmaz, yokta var olmaz” deyip, madde – enerjiyi yaratılmamış kabul etmek, yani eşyayı Rabbimize ait olan bir sıfatı “başlangıç ve sonsuzdur madde – enerji (varlık)” diyerek varlığa vermek, bunu görmediği ve deneyselleyemediği halde ve delil olmadığı halde bunu kafasına sığıştrmak; “hiçbirşeye muhtaç olöayıp, herşeyin O’na muhtaç olduğu bir Rab’be” inanmayı kafasına sığıştıramazken, varlık ve devamı için kendine başka hçbir şeye dayanmak zorunda olmayan madde, varlığa görmeden inanmayı kafasına sığıştırmak, görmeden ve delili olmadan bu sapkın düşünceye iman etmek nasıl mümkün oluyor!

Ben hayvan mıyım ki sadece gördüğüme inanayım, görmediğimi inkâr edeyim!Sadece gördüğümeinanırsam, beni hayvandan nasıl yaıracaksınız, akıl, basiret, düşünme niye verilmiş bana!? Halbuki aklın en temel fonkdsiyonuı, gördüklerinen görmediklerini çıkarsayabilmesi, birşeyleri birşeylerle bağlayıp, yeni çıkarım, sentez ve genellemelere ulaşabilmesidir. ébilim”in yaptığı da zaten bu değil midir; görüdklerinden görmediklerini görmek, varlıklarını çıkarsayabilmek, yaptığı deney gözlem -ölçmelerden kintın başlangıç ve sonu, sınırları ve işleyişi hakkında bir takım bilgiler eld eetmek…

Hiçbir şekilde göremediğimiz, nelerden oluşuyor diye bakamadığımız “yerçekimi / kütleçekimi” kuvetinin var olduğuna, sadece taşların yere düşmesi, kütle ve gökteki gezegenlerin birbirini çekmesi deliliyle inanırken; acaba Rabbimiz’e inanmanıza hangi neden engel teşkil ediyor!?

“Ağacı tabiat yarattı, elmayı tabiat terkip etti, denizi tbiat inşa etti, hayatı tabiat sentez etti, çevremizde gördüklerimiz tabiÎ, doğal, doğa eseri, doğanın mu’cizesi” olduğun iman ederken; “sadece gördüğümü – laboratuvara sokup, ölçebildiğimi kabul ederim, diğerlerini safsata, hurafe sayarım” diyen siz; göremdiğiniz “tabiat”ın varlığıan nasıl iman ettiniz, görmediğini, laboratuvara sokup, elliniz – gözünüzle inceleyemediğiniz tabiatı nasıl aklınız asığştırdınız! Ağacı tabiat, suyu tabiat, otu tbit yaptı ve yapıyorsa; o zaman tabiat nedir, kaç eli vardır, şekli, sıfatları nedir!? “Şu tabiattır” elinizle gösterebilir misiniz, tabiat sadece zihninizde, hariçte somut bir varlığı yok! Bir şey hem yazan hem yazı olamaz; hem yaratn hem deyaratıcı olmaz; hem inşa eden hem deinşa edilen olamaz; Bir şey kendi kendini iml edip, yaratamaz, inşa ve erkip edemez! Ama batıl ve benim kafama sığışmayan itikadınıza göre görünmeyen ve dışsal gerçekliği olmayan ama “tabiat” ismi takarak müşahhaslaştırdığınzı bu btıl hurafe, gürnmeyen put kendi kendini imal ediyor! Acaip bir varlık bu, sadece masallarda olan garip varlıklar gibi!

Ben şeklim ve vücüdumla kendimi ancak havada kapladığım hacim kadar gösteririm, fakat ben de dahil her varlık, her zerresiyle devamlı Rabbimizi gösteriyor, parmağıyla işaret ediyor! Demek Rabbimizn varlığı, benim varlıımdan çok daha kesin, çok dah aparlak ve zahir! Demek kendimin varlığını inkar edip, yo sayabilsem bile, Rabbimi inkar edememem gerek; çünkü ‘onun varlık ve sıftlarınınm delilleir kainattaki zerreler adedince çok ve parlak! Demek kainatı inkar edip, yok saysam bile ,Rabbimin varlığın gene inkar edemem, çünkü kâinatın Rabbimize delil ve aynalığı, kendisinin varlık ve zerrelerinden çok daha fzla ve parlak! Kitapta görülen harf ve yazılar kendileriin varlık ve özleliklerini bir yönden gösterir, tanıtırırı, fakat katibini ve kaitbinin ilmî kudretini çok yönden gösterir!

Ben sadee Rabbimiz gibi bir ilâhınyapabileceği ilim – irade – kudret gerektiren kainattaki bu mu’cize fiil – faaliyet ve eserleri; benden çok dah aaciz, kör, şuurusz madde – nerjlerin yapabileceğine imkan ve ihtimal vermiyor, blakisbunu muhal ve imkansız görüyorum! İnanmıyorm toprağın, çeşit çeşit renk – tat – şekil – koku – tür – cinsteki bitki – meyvelerin en küçüğünü bile yapabileceğine, bunların faii, bunların sebebi olabileceğine! İnanmıyorum bitkilerin fotosentez yapabildiklerine ve yaptıklarına! İnanmıyorum ağacın, kendisine asılmış meyve – yaprağının sebebi – inşa edeni, sebebi olduğna, olabileceğine (kendisine asılmış şeylerdem haberi bile yok)! İnamıyorum yumurtadan kuş çıkabileceğine! İnanmyorum cansız atomlardan mürekkep organizmanın canlı olmsaının cansız atomdan kaynaklandığına! İnanmıyorum hidrojen ve oksijenin, kendi özellikleirnden su ve suyun özleliklerini üretip, çıkartabileceklerine! İnanmıyorum karaciğerin bilmem ne kadar kimyevi sente zyapabildiğine! İnamıyorum herhangi birşeyin Rabbimiz haricinde herhangi bir sebeple ve kendinde bulunan hassasiyet- hassa- tabiat – özellikle oluştuğuna, oluşabieceğine! İnanmıyorum arının bal yaptığına, çünkü yapması münkün değil, çünkü ne yaptığını ve sonuçlarının bile farkınd değil! O halde naıl arı bal yapar sözü tarafsız ve obkejkit folabilir, ancak arıya bal yaptılır, daha doğrusu anne içind ebbek imal edildiği gibi, arı içinde de bal imal edilir ve arı hizmetçisiyle insanların elin esunulur! Bunu herkes bildiği içinkimse ineğe, arıya teşekkür ve minnet duymuyor! İnanmıyorum milyarlrca canı bebeğin karın ve memeden rızık gödnederinin Rabbimzi değil detabiat, tesadüf olduğuna! Tavlada bile irkç def adüşes gelse hile şans yerinehil earayan ben, kainata binlerce sene herşeyde devam eden 6 6 6 6 6 6 6 6 6 … gelmelerde nasıl hile aramam, nasıl hala tesadüfen olyor – oldu diye dretirim! Büütn bu imkansızlrad oluyorsa “mümkün olduğu için oluyor” denilemez, çünkü bütün bunlar “imkansızların Rabbimiz taarfından yaratılması”dır, ağaca meyve asılması, arı postacısıyl abal gönderilmesi, toprak zarfıyla meyve gönderilmesi, tavuk taşıtıyla yumurta gönderilmesidir!…

Yarına kadar ben ya da siz yaşamıyo rolabiliriz, her an ölebiliriz ,delilimiz olmadı hal deinanırız hem de görmeden ve denysellemeden inaırız biraz sonraları, yarınla, çok seneler yaşayıp, ölmeyecğimize, o kadar inanırık ki bu inancımzıa göre senelrce okullara gideriz, öyle inanırı zki birisinin öldüğünü duyunca şaırııerırız, hatta ölenlerin % 99’u öldükleri gün – saatte öleceklerinie ihtimal bile vermiyor, hatta akıllarına bil egelmiyordu! Evet ne diyordum; benim yarın aulşamam mümkün olmayabilir ya da yarın güneş doğmyıp, yarının ban ulaşması mümkün olmaybilir, bu konud akesin konuşacak herhmnngi bir delil ve deney – gözlem esahip değilim. Yani kıştan sonr ayazın, bugünden sonr ayarının geleceği kesin değil ve bunu kesinleştirmenin bugünden ispatı yok; ama bu düny ahytından sonr ahiretin geleceğii kesin ve kat’i ve delil – ispatları sayısız. İşte gelecek yarın ve yzaın gelecğine olan inancınız yoska szi ayıplamam ve sizin bu inacınızjn yanlış olduğu ispat edemem ama bu kadar delil – ispat – kt’iyete rağmen ahiretin gelmeyceğine inanıyorsanı, sizin mazeretiniz yok, göz kapamanız da gerçeği değiştirmez! Göz kapamanız sadece Güneş ve aydınlığını görmemenize sebep olur ve anck “bana göre benim açımdan Güneş ve aydınlığı yok, kabul etiyorum” diyebilirisniz fakat “gerçekte de kaint agüneş ve ışığı aydınlığı yok” diyemezsiniz!Çünkü inanömanın sebebi tektir o da Güneş’in olamsıdır ve güneş’i vey agüneş’İ göremeyecek kadar gözlerimiz zayıf ve vücudmuzdaki mikropların üçüklüklerind edolayı bizi görememeleri gbiyse dumumuuz hi değilse üzerimizdeki ışık ve gündüz gibi aydınlığı gibi delil – işaret – ispatlarından varlık ve çözleliklerini bilebiliriz. Fakat Güneş’e yok deyip, inanmama ve inkar etme ve heryerdeki varlığının işaret ve aydınlığını görmemeinin sebebi çoktur; ya gözünü kendi irade ve ihtyarınla kapatıyorsunuz veya gözünz kör veya gözünüzün öünde şeffa olmayan çok sayıda katı madd evar! Maddeyi kaldırman zor çünkü yaratılmış, var ama şeffaflaştır, y ad yüzeysasel değil dikkatle bakarsan içindeki gözeneklerden arkasındaki asıl işgöreni ve o maddenin bağlı olduğu ipleri görebilirsin!…

Kendisinin trafsız ve objektif olduğuaninandıemış ve teknolojik başarılarıyla bizi büyüleyip, devamlı telkinleriyle bizi hipnotize etmiş “bilimsel bilim”in önümüze kurguladığı sahta materylist ve atiet dünyanın, zihnimizde kurduğu programcıklardan kurtulma zmaanıdır. İçimizedki yanlış bilgi virüsleri, Rabbimize inancımıza aşındırıp, yıpratıyor ve sonr azayıflatıp, çökertiyor! İşt etam da bu sebepten resme bakınca derhal ressam akla gelip ressamdan bahsetme lüzum ve ihtiyaçve zarureti duyarken 8hatta resim on agöre kıymet alırken) biz boyadadan ibaret resimdemn çok daha muhteşem ve canlı ve çok boyutlu olan ağaca bakarken o ağacın ressamı aklımıza gelmiyor! Yağmur yağarken, merhametiyle yağmuru hediy edip, gönderen, yağdırandan Rabbimi zaklımzıa gelmiyor! Aldığımzı ilaçla iyşelştiğimiz hastalıktan, şifa veren Rabbimiz aklımzıa gelip, O’na şükretmiyoruz, ‘Ondan blmiyoruz, bize ufak bir hediy ealan duyduğumuz şükran ve minnet hisleri kaadr O’na minnet ve şükran duymuyor, içimizde sevgi hissetmiyoruz!

O bilimsel yanlış bilgi virüslerini, “bilimsel bilgi” şırıngasıyla, bilinç ve bağışıklık sistemimizinin filtrelerine takılmadan akldığımzı o virüsler bizi hasta etmiş; öyle ki hastalığımızın bil efarkınavarmyacak kadar temel ruh halimizolmuş! Öyle ki “bilim”i “bilgi”yl eeşnalmalı saymaya başlayıp; “bilim”in çizdiği saht edüny imajını reddetmek, bağnazlık, hastalık olarak nitelendiröey başlamışsız.

Bağışıklık sistemimiz vücudumuza giren virüsleri virüs olrk algılamadığı, bilakis vücuduna faydalı olarak algıladığı için; bizi içten içe çürüetem bu hastalığa karşı cahil ve savunmasız kalmışsız, aşı ve tedavi düşünmemişiz! Hasatayız! Vücudumuza giren mddi mikroplar nasıl bedenimizi zayıflatıp, güçten düşürür, ayakt abile duramayız; öyle de manevi vücudumuza aldığımız bu yanlış bilgi virüleride manevi vüudumuzu hsta etmiş! Hasta ettiği için taş kaldırmak ve işe gi,tmekten kçok daah kolay ve az ve kısa, günlük 5 vakit – 20 rek’at olan, 20 dakikamızı alacak farz namazı bike kılmak bize zor ve ağır geliyor! Çünkü manevi vücudumuz hasta!

Hasta olduğumuz için Rabbimiz’in kitabında defaatle ve önemle emrettiği bu görevimizi yapmıyoruz! Bir de görevimizi önemsemediğimizi belli ederek; “Sen kalbe bak, kalbim temiz; niyetim temiz; şekilcilik iyi değil” diyerek hastalığımızın şiddetini gösteriyoruz! Halbuki işimize birkaç gün izinsiz gitmeyip, görevlerimii ihmal etsek ve sonra işten atılınca “Benim niyetim kötü değildi, siz kalbime bakın, beni niye işten çıkarttınız!?” demenin ne kadar saçma olduğunu bildiğimi zhâlde!

Kalp ve ruhumzuda bizi zayı fdüşüren yaralar, tümörlerden dolayı, 3 – 5 saniy ebile abretmeye tahmmülümüz yok, asabi ve hırçınız, daha sarı ışıkta 8yoks atruncu mu) kornaya basmy abaşlıyor, bir kaç saniyelik gecikmede sizirleniyoruz! Çünkü mutluluğu maddede, sahip olduklarımızd aarıyoruz, çünkü mutlulukbunlardan aldığımı zhazla mümkün zannediyoruz, çünkü mutluluk ve huzur sadece Rabbimiz’in ihsan edebileceğini çoktan unutmuşusu! Kalplerimizin ancak Rabbimizi anmakla, düşünmekle, sevmekle tatmin olabileceğini çoğumu zbilmiyor!

Kimse kimsenin rızkını yiyemez derken ezberden konuşyoruz! Çünkü sonra geçim sıkıntısı, pahalılık, rızık darlığının, nedenini devlet – hükümet – politikalar zannediyoruz! Rızkı artık Rezzak olan Rabbimizden değil, devletten, patrondan bekliyoruz, okumuşssak ben buunları kendi ilim ve çalışmaml akazandım diyoruz, kendimizdenbiliyor, sahippelniyoruz. Ondan çok dah afazl aokumuş ve çalışmış çok dah afazla sayıda kişinin aynı neticeyi almadığını gösrediüğünüz halde! Ama büyük ihtimal bunu da bizim şansımzı ve onlrınşansızlığın abağlamışsınzıdır, ama kesinlikle Rabbiniz ni’mei olarak, O’na bağlamak aklınız abile gelmemiştir!

Verdiği bilginin doğruluğun aizah ve ispat etmek ve bizi ikan edebilmek için Sokat, Einstein’in söylediğini söyledikleri bir sözü onblarn söyleyip söylemediklerin edair en küçük bir şüphe içimize gelmeden, mes’elâ Sokrat’ın “Ey insn kendini tanı” dediğni bie delil ve ispat – ikan için öne süren karşımızdakine birşey demiyoruz.Fakat aynı kişi Sokrat’tın söyeldiği söylenilen o szöün ravilerinden çok dah afzl asayı vekkaydı olan bir H.Ş’fi dell olarak öne sürse”acaba grçekten Hadis mi” diyebliyoruz!

Eskiden insanlar Peyg.’e (a.S.) sorarlrmış ne yüieylim – yemeyelim, nelerden sakınalım, nasıl yatlım, günlük nasıl hareket edelim vs. diye. Şimdi ueni çağın Peyg.’i “bilimadamları!” Hayat tarzımız ,ne yiyip, nasıl yatacağımızı htta nasıl sevişeceğimzie kadar onlara soruyoruz ve deiklerini “bir ayet gibi” kesin doğru ve uyulması gerekli sayıyoruz ve nirbiirmize bilimadamları, blimse delil getiriyoruz! Çünkü “bilim(adamı) yanılmz bizi aldatmz, her sözü doğrudur,niyeyalan söylesinki, niy ebizi aldatsın ki, ne menfati vr ki, muhakkak deneyini yapmış, görmüş, ispatlmıştır Hatta ben de aynı deneyi yapsam aynı sonucu alacağımdan şüphem yok vs!” Bilim8adamlarına) duyulan bu sonsuz güven ve tartışması zkabul ve itaatın; tıpkı eski zamaninsanlarının Peyg.’ien duyduğu güven ve taklid ve itaaten tknik olarak hiçbir farkı yok! Işte tam da bu sebepten; “suyun 100 derecede kynamaya başlamsı” haberi bir inanç, bunun bilmsel bilgi olduğu, bilimsle bir gerçek olduğu, çoğu bilimnadmınca deneyseelnip, ipstalanmış olduğu vs. bütün bunlar da bir inanç! Atnısferideki gzların oranı, görmdeiğimzi atom ve atomaltı parçlar ainanak, Big Bang’a inanmk, Ay’a çıkıldığıan inanmak, Jüpieri diy ebir gezeen olduğu ve gezegnleirn en büyüü olduğu ve ço sıcakolduğu, hastalık yapıcı küçük canlıların (mikrop) olduğu vs. hep inanç! Evet “bilmek” ile i”nanmak” / “bilgi” ile “inanç”arasında fark yoktur ve nötr, tarafsız ve inançtan bağımısz bilgi ve fade biçimi yoktur!

Zaten tarafsız olmak iyi değildir, hep doğudan, gerçekten ,yiyiden taraf olmak gerekir! İki kişi birbirlerinintersi şeyler söylüyor ve bu yüzdenkavga ediyorlarsa hele bir de yenen tarafın fikri yalan – yanışsa, haksızsa; ben tarafsız kalamam hemen dığro fikri savunan, haklı olan tarafı seçerim! Burada tarafsız kalmam demek, yenen haksızın tarafında ve lehind eolmakl, diğerinin aleyhidne olmakla aynı şeydir; yani tarafsızlık yoktur, doğru ya d ayanlış traft aolmak vardır!… Bilimö’in bu tarafsızlığını ben istemiyorum, ben Rabbimin tarafında olacağım. Ben “bilim”in değil, “bilginin, ilmin, gerçeğin” tarafını tutuyorum! Artık kâinat kitabını gözlemleyip, okurken başta “bismillâh” diyerek okuyacağım kâintı, “Yararn Rabbimin adıyla okuyacağım” herşeyi; “bilim adına” okumayacağım, hiçbir şeyi “madde, tesadüfün, sebeplerin işi olarak” görmeyeceğim, hiçbir şeyi onlardn bilmeyeceğim. Madde ve tesadüf ve tabiat adına okumayacağım. Aksi hâlde yanlış okuyorum, yanlış okumadığım durumlarda bile anlamıyor veya yanlış mana veriyorum!…

Bilimsel Bilimin “öznesiz” “2 H+O, su olur / oluşur” gibi gibi güya trafsız ifadeleri tarafsız değil. Çünkü o iş – eser – faaliyeti A.T.’nın işi, faaliyeti, eseri olarak görmeme, anlamlandırmama ve o faaliyeti Rabbimizen bağımıszmışçasına kendi kendinelik, otomatik makinelik, tabiat ve sebepleri işi olarakgörmenin neticesidir, öyle bir inancın gereğidiri bu cümle, tarafsızlık ve nesnelliğin değil!

Eğer ayanbeyan olsaydı iradenin özgürlük ve tercih yapma seçeneği (yani ihtiyarı) kalmazdı; ister istemez inanır ve kabul ederdik. “Çiçek” sonuç – eserini toprak – sebebi yaptığını gördüğümüz için,toprağın yapmsı mümkün ve mümkün olduğu için vaki oluyor diy einanırız. Halbuki rasyonel aklın prensipleriyle düşünüp, bakarsak toprakğın yapması mümkün değil, mümteni^, yapamaz deriz. Yani şöyle bir ters mantık yürütüyoruz : Oluyor, demek ki mümkün; mümkün demek ki oluyor.” Peki mümkün olduğu için mi oluyor; yoksa olduğu için mi biz mümkün zannediyoruz!? Halbuki herhangi birşeyin vaki olması, vukua gelmesi oşeyin “mümkün “odluğuna delil ol(a)maz! Çünkü biz vukua gelen o olayın (burada topraktan çiçek çıkması) “mümkünattan” olduğu için olduğuna nasıl karar veririz?

İlmelyakin bildiğin, aynelyakin gördüğün ve hakklaykinyaşadığın olay / nesneler; yaşadıktan sonra aynelyakine ve sonr ailmelyakin edüşer, sonr aoradan da daha aişağı düşer. Sonrada hiç yaşamamış, bilmiyormuşsun gibi olmaya başlari hatırı abile gelmez, artık ihtimal bile vermezsizn. Atom ,deprem, vefiyat gibi… Bildikklerin şeyleri hatırlamıyorsan, o şeyi bilmeyenlerdenne farkın kalır. Onların da hatırın agelmiyor çünkü. Onlar blmedikleri için zihinlerin egelmiyor, sen ilmelyakinden aşağı düştüğü niçin. Ya da birşeyi öğrenmek başka, o şeyin önemini öğrenmek ise çok dah abaşka. Çünkü önem verirsen devamlı hatırlar, anlatır ve amel edersin. Önem vermek ise belki kitaplardan öğrenilemz. “Acı”nın anlamını sözlüklerde değil, yaşarken öğrenmek gibi…

İnkâr ve ate-mate bir hastalık, marazî bir ruh halinin neticesidir. Aksi halde, başlangıcı ve sonu olmayan kudetli ve makul ve vacip bir >Rasbb’e inanmak yerine hiç delil – karinesi olmayan ve mümteni olduğu halde yani gayrimakul olan maddenin ezeli-ebedliğine inanmak, fıtraı bozulmadan, hasta omadan mümkün değildir.

İsl.’a iman ve itikad, bir yakin ve delillerinsonucudur. İnkar ve diğer inançlar ancak bir zan ve vehmin sonucudur, hem delilleri yoktur veya delilleri yanlış – eksikokuma ve kainataki hadiseleri dar değerlendirme ve anlamlandırmanın sonucudur.

İsl. Ilk insan ve diller için Adem (A.S.) -Havva der, genelde bilim – özelde biyoloji – tesadüf, başıboş madde vs. der…

Kanunların harici vücutlarıyoktur ki madd eüzerinde bir yaptırım ve zorundalıkları olabilsin. Kâinatın düzen ve işleyişinde yürürlükte olan fizik, kimya, termodinamik gibi “tabiat kanunlarının(!)”; “trafik kanunları, ülke yasalarından” farkı nedir ki evrendeki madde ve enerji ve nesneler bu kanunlara (sanki bu kanunlar yaptırım ve nesnelere emir verme gücüne sahipmiş gibi) uymak zorunda kalıyor ve uyuyor!? Yani “tabiat kanunları” denilen haricî (dışsal) somut gerçekliği olmayan soyut şeylerin, kâinattaki faaliyet ve sonuçlarına “sebep” gösterilmesi safsata ve mugalatasını “bilim”in yutturmaya çalışması, bilimin hangi inancından kaynaklanmaktadır, hangi inancının belirtisi, dışa vurumudur?…

Gölge’nin Güneş’e delaleti; Güneş’in gölgey edelaletinden çok dah afazla ve kesindir. Aynı şekilde kitabın yazara delaleti, yazarın o kitaba delaletindne çok daha fazl ave kesindir…

“Gölge”; ışığın tam düşmediği yerlerde, kendiliğinden, isteristemez oluşan bir hâdise, birşey değildir. Gölge, yokluğun bir çeşidi de değildir. Yani “gölge” de yaratılıyor ve bize gösteriliyor, yani “ışığın az düştüğü yerlerde karanlık – gölge oluşması, olması zarurî ve mecburîdir” şeklinde aklı zorlayan bir zorunluluk ve mantık kuralı yok!

Bilimsel ifade literatürrde sıkılıkla kullanılan “tesadüf, tabit, kendi kendine oluşumluk” gibi karam ve vdeğerlendirme, gözlemlediği eşyayı yanlış okuma ve anlamlandırma “bilimsel” kiriterlere göre de yanlıştır, yani bilimsel değildir. Çünkü bu tespit – tasvir – yorumlamalrad; deneysellenebilirlik, tekrarlanabilirlik, gözle görünebilirlik, ölçülebilirlik” gibi bilimin dayandığı en temel kriterler yok…

Share

Yorum için site üyeliği gerekmemekte.