Bilim’in Gör(e)mediği Kanun – Fiil – İcraat – Eser ve Hakikâtler

gunbatimi2

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.A.) “Medresetüz Zehra” Projesi kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları Ve İslâmî Bilim’e Niçin Geçmeliyiz?” konulu çalışmamızın çerçeve yazısı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bundan sonraki çalışmamızda Bilim’in eleştirisi yerine, inşâallah daha ziyade İslâmî Bilim’in inşası ve nasıl olabileceği ve Bilimsel Bilim’den farkı ve üstünlüğü üzerine odaklanacağız. Böylelikle mevcut Bilim’den neden ve niçin vazgeçmemiz zorunlu olduğu daha net gösterilebilir.

Bir de önceki Yazılarımızda dediğimiz gibi: Ülke, din ve milliyetten bağımsız olarak, Bilim’in “Bilimsel(lik)” Formatından geçmiş hemen hemen herkes, kâinat ve hâdiseleri “sanki Rabbimiz yokmuş ve eşyanın varlık ve işleyişinde O’na ihtiyaç ve zorunlulukta yokmuş gibi” okumakta! Üstelik Bilim ve Bilimsel Yöntem’in, bu hâliyle evrensel ve olgusal ve tarafsız olduğuna inanmaktalar! Yani İslâmî Bilim, bu tür yanlış bilgi ve zanların doğru olduğuna inananları da, mevcut Bilim’in bu büyü ve programlamasından uyandırabilir inşâallah…

Önceki Yazılarımızda Bilimsel Bilim, kâinattaki madde – enerji ve faaliyetlerini Allahu Tealâ’nın “fiil”i olarak gör(e)mediği veya bunu kabul etmediği için, bu icraatları madde – zerrelerin “hareket”i olarak görüyor ve ortaya çıkan eserleri de madde’nin “hareketi”yle açıklıyor demiştik. Yani Rabbimiz’in ilim, irade (emir) ve kudretiyle ve kuvvetiyle, madde ve zerrelerinin plânlı ve programlı yönlendirilmelerini; “zerreler, onları bir takım enerji ve kuvvetlerin (itme – çekme, basınç, ısı vs.) harekete geçirmesiyle, bir gaye gözetmeden, ‘kendiliklerinden’ ve ‘determinasyon / tesadüf’ bileşkesiyle hareket ediyorlar” şeklinde yorumluyor ve açıklıyorlar demiştik.

Başlangıçtaki “ateist – materyalist – natüralist – determinist” önvarsayım ve paradigmalarından kaynaklanan bu yorumlarının sonucu olarak; örneğin: Ekmeği ölçülü kesen bıçaktaki eli (yani arkasındaki fail / özneyi) gör(e)medikleri ve buna ihtimâl bile vermeyip, reddettikleri için ve ayrıca “ekmeği ölçülü kesebilmek için ilim – irade – kudret sahibi hayattar bir fail ve özneye ihtiyaç ve zorunluluk yok” iddiasına inandıkları için; ekmeğin kesilmesinin nedeni, bıçağın “hareket”i; bıçağın hareket nedeni olarakta, gene madde’den kaynaklandığına inandıkları bir takım “enerji, kuvvet ve süreçleri” görüyor ve gösteriyorlar.

Yani taş, toprak, demir vs. alet ve malzemelerin, hiç insan eli değmeden bir takım sihirlerle kendi kendine havalanıp, gelip, kesilip, karıştırılıp ve uygun yerlerde birleşip Sultanahmet Camii’ni inşa ettiğine inanmak gibi; evrendeki madde ve zerrelerin, sanki sihirli bir âlemdeymişiz gibi; kendi kendilerine ve bir takım tesadüf – zorunluluk, enerjilerle kendilerinden çok daha kompleks ve bilgili ve “hayat, bilgi” gibi kendilerinde bile olmayan üstün özelliklerde canlılar, uçan seyyareler, yağmur yağdıran bulutlar, çiçek çıkaran topraklar vs. inşa ettiklerine inandırmaya çalışıyor bizi Bilimsel Bilim!

Erzağı, yağmurlama, temizleme sistemleri vs. düşünülmüş ve düşmemek için boşlukta dönerek uçan uzay gemileri; içinde sihirli bir rüzgârla (siz isterseniz buna “fizik – tabiât kuvvet ve enerjileri” deyin daha Bilimsel gözükür!) kendi kendine havalanan testere – bıçaklarla kesilen ağaçlar, doğranan kütükler ve havalanan çivilerle çakılan uçan tahtalar, imâl edilen masa – sandalyeler vs., animasyon gibi bir sürü sihirli ve esrarengiz hâdise! Bir de “Bilim, doğanın büyüsünü bozdu, sırrını çözdü” diyorlar!

Çocuğunuza masal okuduğunuz zaman, bilimsel bir kitap alın oradan okuyun! Burada zeki ve şuurlu hayvanlar, plânlama yapan ve güneş ışığından besin – enerji elde etmesini bilip – uygulayan bitkiler, gizli ve sihirli içgüdüler, tesadüf tanrıları, uçan peri atomları ve harikulade inşa ettikleri büyük saraylar, büyük patlamayla ortaya çıkan muhteşem topaçlar ve uzay gemileri göreceksiniz! Bunlar ve daha fazlası büyüklere bu masallarda! Gerçi bu masallar, büyüklerin inanabileceği şekilde tasarlanmış! Ama olsun şimdiden gelecek nesilleri formatlayıp, programlamaya başlamış olursunuz!

Bilim, zihninin dışında, Rabbimiz olmadan böyle bir evrenin var olduğunu ve böyle işlediğini tevehhüm ve tahayyül, tasavvur ve tasvir ediyor!

Bu kurgularla, mevcudattaki “bilgi (data – information – knowledge)”ın, ateist ve materyalist Bilimsel Filtrelerden geçerek “bilim (science)”a dönüşen Kâinat Kitabı; Bilim’in gözünde müthiş bir Fizik, Kimya, Matematik, Mühendislik, Elektrik – Elektronik veya Biyoloji Kitabı olabilmekte; fakat her nedense ve nasılsa Âlemlerin Rabbi’nin yazdığı bir Kitap bir türlü ol(a)mamaktadır!

Güya objektiflik, tarafsızlık ve olgusallık adına başta önvarsaydıkları: “Uzun Zaman + Madde–Enerji + Tesadüf + Zorunluluk = Herşey Mümkün” formül / denklemine inandıkları için; gözlem, teori ve ifade biçimleri, bu inançlarının delil – ispat ve izahına göre şekillenip, “bilimsel bilgi” şırınga / ambalajıyla, biz farketmeden bilinçaltımıza enjekte ediliyor.

Başlangıçta varsaydıkları ateist ve materyalist önvarsayıma inançtan kaynaklanıp, şekillenen bu Bilimsel Bilgilere göre; (zarf veya tezgâh veya tabla veya çıkış / doğuş yeri oldukları ni’metlerin, güya ilim – irade – kudret sahibi fail ve özne ve ustasılarmışta, güya bilerek ve şuurla yapıyorlarmış gibi); “arı, ağaç, tavuk, inek, madde, toprak, hava vs.”, Rabbimiz’in yerine “fail ve özne ve usta” olarak ikame ediliyor!

Yani Bilimsel İnançlara göre: “Arıya bal yaptırılmaz, arı bal yapar”; “ağaca elma yaptırılmaz, ağaç elma yapar”; “toprak bitkilerin çıkış yeri değil, üretim fabrikasıdır”; “çiçekle – ağacın ilişkisi, ikisinin birlikte yaratılması değil, sebep – sonuç ilişkisidir, yani ağaç, çiçeğin sebeplerinden biridir”; tavuğa yumurta yaptırılmaz veya tavuk yumurtanın doğuş / gönderilme yeri değil, üretim sebebidir, yani tavuk yumurta yapar!”…

Konuyu biraz daha açmak sadedinde, “fotosentez” örneği üzerinden hayalî bir diyalogla ifade edelim:

“Fotosentez yapmayı bilen bitkiler…”

Bilim: “Hayır bitkiler ne yaptıklarını bil(e)mezler, çünkü bilmek için gerekli olan şuur vb. özellikleri yok!”

“O zaman fotosentez yapan bitkiler…”

Bilim: “Evet bilimsel olarak böyle ifade edilebilir.”

“Bitkiler ne yaptıklarını bilmiyorlarsa, ‘yapan bitkiler’ ifadesi sizce doğru mu!?, Bitkiler bilmeden ve farkında olmadan, kendilerine ve çevreye değil zararı, bilâkis faydası olan, kendilerini ve çevreyi de bilmelerini gerektiren muhteşem bir iş yapıyorlarsa, mantıken bunu bilen birisi onlara yaptırıyor olması gerekmez mi!?, Yani doğru tespit ve yalın ifade: ‘Bitkilere fotosentez yaptırılır’ olması gerekmez mi!?”

Bilim: “!?”

Örnekler çoğaltılabilir.

Zaten birşey, herşeysiz ve herşey, birşeysiz ol(a)madığı ve ol(a)mayacağı için; hiçbir şeyin birbirine sebep – sonuç gibi üstünlüğü, hiyararşik bir dizilişi yoktur. Yani Bilimsel Bilim’in herşeyi yatay neden – sonuç ilişki ve kurgusuyla birbirine bağlayan “nedensellik” paradigması terkedilmeli. Çünkü bu paradigma, şablon, algılama modeli, bu tasvir yanlış; çünkü mes’elâ hamile anne – bebek ilişkisi ile ağaç – elma ilişkisi aynıdır. Yani anne bebeğin varlık ve devamına, sebep ve yaratıcı ve inşa edici olmadığı gibi; ağaçta elmanın sebebi, mucidi, munşisi değildir; toprakta değil, dünya da değil…

Bilimsel Bilim’in: “Bu ifade biçimini mecazen ve dilin mantığı gereği tercih ediyorum, ateist önvarsayımımla ilgisi yok” demesi de mazeret değildir, 2 sebeple mazeret değildir:

Birincisi: Çünkü evreni gözlem, inceleme ve ifadelerinde, bizzat kendileri inanç ve değer’den bağımsız ve tarafsız ve olgusal olacaklarını iddia edip, bize bunu deklare ettikten sonra; ateist – materyalist inancı savunur biçimde Bilimsel İfade ve cümlelerini yapılandırarak, gözlem ve ölçmelerini tekrar inşa ve yapılandırma ve kurgulamaları; yani “nötr olacağız” şeklinde baştan koydukları kuralı çiğnemeleri ve bir nevi sokak diliyle ifadeler kullanıp, ifadelerinde gereken hassasiyeti göstermemeleri; bir aldatma değilse, en azından bir yanılmadır ve bizi de yanıltmasıdır! Bu dili savunmak, daha büyük bir yanlıştır!

İkincisi: Önceki Yazılarımızda “varlığı inanç ve değer’den bağımsız ve tarafsız gözlemek ve anlamlandırıp, tasvir etmek mümkün değil?” demiştik. Yani objektif ve olgusal Bilim ol(a)maz? Çünkü birşeyi ya “Yaratıcısı varmış” bilgi – inanç ve önvarsayımıyla veya “yokmuş” inanç ve önvarsayımıyla inceler ve ta’rif edebiliriz; üçüncü ihtimal ve tarafsızlık mümkün değil. Onlar başlangıçta, tanım ve amaç ve yöntem olarak, “Yaratıcı ve işleticisi yok” inancını önvarsaydıkları için; Bilimsel İfade ve gözlemleri; bu paradigmayla tutarlı, yani bu inancın delil – ispatı olacak şekilde kurgulanıp, üretiliyor.

Not: “Allahu Teâlâ yok, varsa da kâinattaki varlığın devam ve işlemesinde O’na ihtiyaç ve zorunluluk yok” (yani Ehad-üs Samed yerine, Kesret-ül Kâinat-üs Samed’in ikame edilmesi!) inancı, “bilgi” kategorisinde değildir ve olamaz; yani “zan” veya “vehim” kategorisinde kalmaya mahkûmdur. Çünkü: Bu varsayım, Bilimsel Yöntemlerle test edilip, doğruluğuna delil bulunamaz, yani bu tez bilimsel değildir, bilimdışıdır ve mantıken de ispat edilemez. Ama Rabbimizin varlık ve faaliyetlerinin delil – ispatı mümkün ve vâki, İslâmî Bilim’le çok daha mümkün ve gösterilebilir. Bilim’in “ben Allahu Tealâ’nın yokluğunu varsayacağım ve yaptığım her Bilimsel açıklama ve ifadelerimde, bu varsayımım güya doğru ve vâkiymiş ve aksinin yanlışlığı kanıtlanmış gibi ifadeler kullanacağım” amaç ve felsefesi; yani Bilim’in “yok”, İslâmî Bilim’in “var” davası şuna benzer ki: Ben “evrende iğne ‘var” diyorum, Bilim “yok” diyor. Ben iğneyi göstermekle veya kâinatta dikilmiş kumaş ve elbiseleri göstermekle sözümü delil – ispatlandırabiliyorum. Bilim ise “yok”un ispatı için tüm kâinatları iğne boyutunda ince gözeneklerle aramalı ve bulamazsa gene de “ben bulamadım, bana göre, yani benim yöntem ve ölçücüklerime göre ve benim tasavvur ederek, tanımladığım iğne yok” diyebilir, yoksa “kâinatta gerçek iğne yok” diyemez. Ayrıca kâinatta dikilmiş elbiseleri de açıklayıp, ma’kûl ve mütenasip bir neden göstermesi gerekir.

İslâmî Bilim çalışanları olarak biz doğru ve gerçek’e mutabık / realiteye uygun, yani nefsül emirde de öyle olan “Allahu Teâlâ var” önbilgisini başta esas alıp, bununla tutarlı olacak (en azından çelişmeyecek) şekilde İslâmî Bilim ve gözlem yapacağız! Yani kâinat ve içindeki varlık ve faaliyetlerin faili, sahibi, ustası, yönetici ve bizzat işleticisi Allahu Teâlâ var olduğunu bilerek ve göstererek, deney – gözlem – ölçme yapacağız, ifadelerimizi buna göre ayarlayacağız. Yani hak ve doğrudan taraf olup, güya ortası varmışta tarafsız ve objektif olunabilirmiş gibi; ateist – materyalist felsefe ve inançlara delil ve mazeret ve meşruiyet alanı açmayacağız!

Kâinattaki Rabbimiz’in fiil ve eserlerini, madde – enerjinin “hareket”i olarak yorumlayan “Bilimsel Bilim”; bunun sonucu olarak evrende zerreden şemse, mikrodan – makroya geçerli, belki milyarlarca “kanun – fiil – süreç – varlık ve hakikâtler”i gör(e)memektedir. Rabbimiz’in bu kanun – fiilleri (adetullah / sünnetullah) mikrodan makroya geçerli derken; bu kanun – fiillerin ister gözlem ve deneyle ve ister tümevarım ve tümdengelimle; yani her yöntemle bu kanunların (Rabbimiz’in faaliyet ve iş yapma biçimi) varlık ve hakikât ve işleyiş ve sonuçları hem başgözümüzle ve hem de akıl – kâlp gözümüzle görünür. Bu kanun, fiil, işleyişler; gündüz – ışık ve aydınlık, Güneş’ten haber vermesi ve Güneş’i gösterip – tanıttırması gibi; Rabbimiz’in varlık ve sıfatlarını gösterir.

Bilimsel Bilim’in gör(e)mediği veya görse de “pratik faydası yok” gibilerinden veya “tanım – yöntemime aykırı” diyerek önem vermediği veya “benim soru(nu)m değil” diyerek araştırmayı düşünmediği veya “faili ve ustası kimdir?” sorusuna çarparak kendi içine çökeceği endişesiyle odaklanmadığı, zoom yapmadığı, görmek istemediği veya farketmediği “fiil – faaliyet – kanun – eser – süreç – hakikâtler” var kâinatta. Bu kanun, yani Sünnetullah / Adet-i İlâhîler, Rabbimiz’in isim ve sıfatlarından (El Esma-ül Hüsnâ) kaynaklanıyor.

Örneğin: El Hafiz ism-i şerifinden “Hafiziyyet (koruma) Kanunu”; El Kuddus isminden “Temizlik Kanunu”; Er Rezzak  isminden “Maddî – Manevî Rızık verme Kanunu”; El Hay – Muhyî’den “Hayat verme Kanunu”; El Hakîm’den “Herbir nesne ve faaliyetinde  birçok Hikmet ve fayda ve gaye olması Kanunu”; El Âdl’den (C.C.) “Herbir varlık ve hareketinde birçok ölçü – düzen ve intizam ve bunun müsbet veya menfî karşılığı olması Kanunu”; Er Rahmanirrahim ve Vedud’dan “Canlılarda Şefkât ve merhamet, cansızlarda Cazibe ve cezbe Kanunu” olması gibi.

Rabbimiz’in El Ehad ve Vahid olması gereği ve mahlûkattaki çeşitlilik gereği;  tecelli ve tezahürler, kanun ve fiiller, süreç ve eserler içiçe geçmiş olup; birbirini tekmil ve tezyin ve takviye eder ve birbirini gösterir. Bizim bu örneklerde yaptığımız, okulda kelime ve cümlelerden önce alfabeyi öğrenmeye benzetilebilir. Yani basitten, mürekkebe gidiş.

Mimar Sinan’ın varlık ve sıfatlarının, Süleymaniye’nin varlık ve sıfatlarına delil olması ve Süleymaniye’nin varlık ve sıfatlarının, Mimar Sinan’ın varlık ve sıfatlarına delil olması gibi; tüm isim – sıfatlarıyla Rabbimiz ve ikisi de ayet, alâmet ve eseri olan Kur’ân Kitabı’ndaki Ayetleri ile Kâinat Kitabındaki Âyetleri (Sıfat’ı Kelâm’dan gelen Kur’ân-ı Kerîm ile Sıfat-ı İrade’den gelen Şeriât-ı Tekvinî’si, yani “kûl” emriyle nazil olan Kur’an ve “kün” emriyle nazil olan Kâinat ve zaten ikisi de Kader – Kaza cetvel ve kalemiyle yazılmıştır) ve içlerindeki Peygamberimiz Hz. Muhammed (S.A.V.) ve İnsan; birbirlerine delil – ispat, sebep – sonuç, ayna – şeffaf cam gibi birbirini gösteren ve gerektiren bağlantılarla bağlı ve içiçe. Kur’ân Mu’cize’sinin herhangi bir ayetinin (hatta harf, îma – işaretinin) bir benzerini getirmekten aciz oluşumuz gibi, Kâinat Kur’ânı’nın da herhangi bir ayetinin benzerini getirmekten, tüm sebep – süreç ve maddeler acizdir! Rabbimiz’in eser ve san’âtının taklidini yapmaktan; tüm tabiât, tesadüf ve sebepler acizdir!

Evet İslâmî Bilim’in bilgi dalları Esma-ül Hüsnâ üzerine kurulmuştur. Bilimsel Bilim gibi “tabiât, tesadüf, yatay sebep – sonuç ilişkisi, determinizm ve illiyet, madde – enerji ve kuvvet” temelli olmayacak. Yoksa biz de mevcut Bilim gibi “tabiât – sebepler, madde, enerji, uzun zaman” bataklığına saplanmanın sonucu olarak, hurafe ve batıl inançlar üretmeye başlarız. Örneğin: Âlîm olan Rabbimiz’den kaynaklanan ve nur ve nuranî olup, maddî olmayan “ilim” gibi Rabbimiz’in isim ve sıfatlarının; Rabbimiz’den değil de, ilmin zıttı olan aciz ve kör – sağır, şuursuz ve cansız madde ve süreçler(in)den kaynaklandığını sanmaya ve sonra da inanmaya başlarız! (Rabbimiz muhafaza buyursun!)

Haftaya Bilimsel Bilim’in gör(e)mediği; mikrodan makroya geçerli, Rabbimiz’in Kanun – Fiil – İcraat ve Eser – Hakikâtleri’ne örnekleri detaylandıralım inşâallah.

Share

Yorum için site üyeliği gerekmemekte.