ANA SAYFA
solmenu

 

Göz Nasıl Görür

 

Göz Nasıl Görür ?

 

7.3.2005- Yeni Asya Gazetesi

 

DERS: FEN BİLGİSİ

KONU: GÖZ NASIL GÖRÜR?

 1) “Işık ışınları, evrim süreciyle en mükemmel şeklini alan göz merceğinde, doğal kanunlar gereği, kırılır ve ilerlerler. Kırılan ışınların oluşturduğu iletiler, genetik mutasyonla o iletileri algılayabilecek kapasiteye kavuşan beyne gönderilir ve böylece görüntü algılanır. Görme, doğanın en büyük mucizelerinden birisidir!”

Yukarıdaki ifadeler eminim sizi rahatsız etmiştir. Çünkü, göz ve görme gibi harikulâde bir sanat eseri ve fiil evrim, doğa kanunları, genetik mutasyon gibi hayalî ve şuursuz unsurlarla açıklanıyor. Taraflı, iddialı ve saçma bir yorum tarzı!

Bu ifadeleri belirli bir kitaptan almadım. Tabiatçı ve determinist gözle yazılmış herhangi bir biyolojiye giriş veya fen bilgisi kitabında bulunması mümkün ve muhtemel bir yorum. Göz ve görme gibi bir mucizeyi açık bir şekilde şuursuz, gözsüz, elsiz ve hayalî “isimler”e havale eden maddeci bir bakış açısını ele veriyor...

2) “Işık ışınları gözbebeğinden geçerek göz merceğinde kırılır ve ilerlerler. Kırılan ışınlar göz küresinin arka kısmında bir noktaya düşer. Kırılan ışınların oluşturduğu iletiler beyne gönderilir ve görüntü algılanır.”

Bu ikinci yoruma ne dersiniz? Yüzeysel bakıldığında, bu ifadeler önceki yoruma göre daha “masum ve tarafsız” gelebilir. Ne evrim sürecinden bahis var, ne doğa kanunlarından, ne de genetik mutasyondan. Ama o kavramların olmayışı bu ifadeleri maddeci olmaktan çıkarıyor ve isabetli kılıyor mu?

Ortada ışık, ışın, gözbebeği, gözün arka kısmı ve beyin gibi sanat eserleri ile kırılma, ilerleme, düşme, oluşturma, gönderme, algılama gibi muntazam faaliyetler var. Peki bu sanat eserleri ve düzenli küllî fiiller nereye bağlanıyor? Bizzat o nesnelerin kendilerine! Yani, görme gibi harikulâde bir olay, “kendi kendine oluyor, bitiyor!” Kuru, gerçeklikten kopuk, okuyanın hayret duygusunu köreltici ve maddeci bir yorum değil mi, sizce de? O yüzden, ikinci yorumun da masum ve tarafsız olduğu kesinlikle söylenemez.  

Bu ifadeleri oğlumun İlköğretim Beşinci Sınıf Fen Bilgisi kitabından aldım (s. 107). İlk şıkkın ana yapısını da zaten bu ifadeler oluşturuyor. Koyu yazılan kelimeleri çıkardığınızda, geriye o kalıyor...

3) “Gözün görebilmesi, hepsi birbiriyle ilişkili olan gözün, gözbebeğinin, gözün arkasının, ışığın, ışığın hareketinin ve diğer şeylerin uyum ve düzeniyle, en kolay ama en mükemmel biçimde gerçekleşir. Bu da bize görme duyumuzu ancak hem ışığı, hem bütün gözleri, hem de bütün beyinleri görerek sanatla var edebilecek Birisinin meydana getirebileceğini gösterir. Bütün ışık ışınları, bütün gözler, bütün beyinler olağanüstü görevlerini ancak herşeyi gören, herşeye hükmeden Bir Yaratıcı’nın emriyle hareket ettiklerinde yerine getirebilirler. Nasıl mı? Işık ışınları kendilerine verilen ilâhî emre uyarak gözbebeğinden geçip göz merceğinde kırılır ve ilerlerler. Kırılan ışınlar, ince bir ilâhî sanatın parçası olarak, göz küresinin arka kısmında bir noktaya düşürülür. Kırılan ışınlara yüklenen ileti/mesaj beyne gönderilir ve böylece görme denilen ilâhî mucize gerçekleşir. Bu mucize, bizi gören ve yarattığı sanat eserlerini görmemizi isteyen Yaratıcımızın bize verdiği en güzel hediyelerden birisidir.”

Bu da sonunca yorum. Bu ifadelerde, yukarıda sayılan eserler ve fiiller tek bir Sanatkâr’a ve Fâil’e bağlanıyor. O da çok taraflı; hem de, bilimin laik olduğuna iman eden kimi zihinleri yerinden oynatacak, isyan ettirecek  kadar taraflı! Ama hakikatin tâ kendisi!

Bugün, ikinci açıklama tarzı, “açıkça taraflı” ilk ve son yorum arasında “tarafsız” bir orta yol olarak sunuluyor ve ders kitaplarına konuluyor.  Ancak, daha önce de belirttiğimiz gibi, bu hiç de tarafsız bir dil değil. Gerek mükemmel sanat eserleri gerekse muntazam fiiller yine maddeyle, maddenin kendisiyle açıklanıyor. Körpe dimağları şuursuz, katı, aciz maddede boğmaya, taze yürekleri evrende varoluşsal yalnızlığa bir adım daha itmeye aday bir yorum...

Peki bu durumdan ne tür sonuçlar çıkarabiliriz? Kendisi de bu yorumların tezgâhından geçmiş bir insan ve şimdi de çocukları bu maddeci dile maruz bir baba olarak, kendimce şu sonuçları çıkardım:

1. İçinde evrim, doğa, kendi kendine oluyor vs. gibi ifadelerin geçmemesi, varoluşa ait bir açıklamayı tarafsız veya objektif hale getirmeyebiliyor. O yüzden, dikkatli ve uyanık olmakta fayda var. (Ki Tabiat Risalesi’nde varlıkların ve olayların vücuda gelişiyle ilgili imkânsız, akıldan uzak ve muhal olduğu ispat edilen izah tarzlarından birisi de, “Kendi kendine teşekkül ediyor, oluyor, bitiyor” şeklinde.)

2. Dünyamıza giren her yeni “malûmat”ı “marifet bilgisi”ne dönüştürecek bir “bakış açısı”nı kazanmamız, bu bakış açısının tâlimini yapmamız, çocuklarımızı da bu bakış açısıyla donatmamız şart. Öğretmenleri ve kitapları Yaratıcı’dan bahsetmese bile, bu bakış açısı/nazar, çocuklarımızı her fennin ve her düzenli olayın kendi özel diliyle Yaratıcı’yı nasıl tanıttığına şahit kılacaktır. Zor ama, zarurî bir tâlim!

3. İmanî bakış açısı ve esma tâlimine alışmayan  körpe bir zihin, adım adım maddecilik ve tabiatçılık kuyusuna düşüyor demektir. Orta yolu yok.

Çocuklarımız ne devlete, ne millî eğitime değil, bizzat biz anne-babalara emanet edildi. Hesapları da bizden sorulacak. Onlara karşı hem insanî hem de dinî görevlerimizden birisi, sonsuz hayatlarını kazanmalarına vesile olacak iyi bir edep/ahlâk/eğitim kazandırmak. Bu ise emanetimizi güvenilirliği şüpheli başka emanetçilere teslim ederek gerçekleştirilemez. Eğitim, ders kitaplarına ve öğretmenlere bırakılamayacak kadar önemli bir konu. Dikkat!

4. Bebek ve çocuk Mûsâ’nın, tam da canına kasteden Firavun’un sarayında ilâhî koruma altına alınması hikmetli ve rahmetli bir mucize. Bu mucizeye biz de bir ölçüde mazhar olabiliriz. Yeter ki, irademiz dışında ortaya çıkan, kaçınılmaz fiilî durumlar karşısında alışkanlık, rehavet, duyarsızlık, önemsememe gibi hallere düşmeyelim

Program  

 

 

Yazar Murat Çiftkaya

Yazılarıyla

Moral Haber sitesinde

 "Sözün Gücü"

Her Salı 21.30

Hilal Tv  de.

 "Hayatın Yedi Rengi"

Hafta içi her gün 19.30

Moral Fm de.

 

 

Reklam