METABİLGİ - Ne bildiğimiz değil, bildiğimizden ne anladığımız önemli. - Anlamanın Anlamı. ***** METABİLİM - Bilimsel İnançların Yapısı. - Sebepler, Sebep değildir. ***** Bilimsel Bilim'in Metafiziği : Bilimsel Hurafeler. ***** Bilim'in, eşyayı Yaratıcısından kopartma faaliyetleri! "Putlar" out; "putların maddesi" in! ***** Bilim, hiçbir şeyi açıklamıyor ve çözmüyor; sadece neyin neyden sonra geldiğini söyleyip, tasvir ve tespit yapıyor... "Karaciğer üçyüzden fazla kimyevî reaksiyonu yapar" diyen bilimsel ifade; bahsettiği şeyin bir "et parçası" olduğunu bilmiyor mu! Biliyorsa bu cümledeki "yapar" kelimesi ne anlama geliyor!? "Yaptırılır" veya "Rabbimiz bu reaksiyonları karaciğer tezgâhında yapar" ifadesi, "et parçasının yaptığına inanma batıl inancından" çok daha mantıklı (ve doğru) değil mi!? ***** Bir Rabbin olduğunu "biliyor" muyum, yoksa "inanıyor" muyum? ***** Bilim'in "Arı, bal yapar... Ağaç, elmanın sebebidir..." iddiaları mı daha makul ve objektif; yoksa "Arı'dan bal çıkar", "Ne yaptığını bilmeyen arıya, bilen birisi bal yaptırır", "Ağaçtan elma çıkar", "Ağaç zarfıyla elma gönderilir" ifadeleri mi daha makul ve objektif!?

Özel Arama

"Bilim" (science) ile "bilgi" (knowledge, information, data) arasındaki fark. ***** İnançtan bağımsız ve tarafsız, (nötr) bilgi ve ifade yoktur. Her bilgi, inanca ve her inanç, bilgiye dayanır. "Bilmek" ile "inanmak" arasındaki ayrım gerçek değil, yapaydır. İnsan 5 duyusuyla algılayamadığı birşeyin varolduğunu, etkileriyle anlar ve bilir ve algılayamadığı için de inanır; "yerçekimi (kütleçekimi)" gibi... ***** Kâinattaki ilmi keşfetme amacında olan "bilim"; gözlediği herşeyi "yaratıcısı var(mış)" önvarsayımıyla incelemediği için, mecburen "yaratıcısı yok(muş)" önkabulüyle inceliyor. Bu taraflı önkabül ve inancının şekillendirdiği bakış açısıyla; gözlemlediği herşeyde Rabbimiz hariç, herşeyi "sebep" olarak kabul ederek, kendi öninancını gözlemlerine karıştırıyor! "Tesadüfen oldu; tabiat yaptı; sevk-i İlâhî değil, sevk-i tabiî yönlendirdi; doğaüstü hiçbir müdahale olmadan kendi kendine işleyen mekanizmalarla kendi kendine oluyor; bilim, hiçbir mistik ve doğaüstü gücü kabul etmez" gibi bilimsel(!) ifadeleri, bu dogmatik olan ateist ve materyalist inançlarından bazılarıdır! ***** Evrende olanlar "mümkün" olduğu için olmuyor; olduğu için biz "mümkün" zannediyoruz! Halbuki herşey, Rabbimizin yaratmasıyla, mümkün ve vaki olan bir muhaller silsilesi! Ve hiçbiri rasyonel ve mantıkî prensiplerle açıklanamaz! Yumurtadan kuş çıkması; cansız atomlardan canlı organizma olması; dişsiz ve sindirim sistemi gelişmemiş bebeklerin önce karnına bağlanan bir kordonla, sonra memelerden gönderilen sâfi bir sütle doyurulması gibi! ***** Uzayda gezinen dünyamıza (hiçlikten) hergün tonlarca sütten, baldan ırmaklar akıyor!... Rabbimiz hergün tonlarca suyu arıtıp, yerçekiminden etkilenmeden göğe kaldırıp, muhtaç yerlere naklediyor ve mermi hızında düşmesi gereken yağmur damlalarını yaprak ve insanları okşarcasına yeryüzüne indiriyor! Belediyelerin şehrin yeşil alanlarını hergün sulamaları gibi; dünyaya yağmur yağdırma işi de insanlara veya tesadüfe bırakılsaydı, şu anda dünyada hiçbir bitki ve canlı olmazdı! Suyun arıtılması, yerden göğe nakli, taşınması ve dünyadaki muhtaç yerlere tekrar indirilmesi ve yüzmilyarlarca canlının doyurulması gibi birbiriyle içiçe ve birbirlerini destekleyen bu fiil ve eserleri; Rabbimizden başka, bilimsel bilim'in hangi tabiatı, hangi tesadüfü, hangi sebebi yapabilir!? ***** Kelimelerin anlamları taşıması gibi; madde ve cisimler de mânaların kılıflarıdır. ***** Kur'ânı Kerîm, Rabbimizin sözlü mu'cizesi; kâinatta, yaratılmış mu'cizesidir; dolayısıyle her iki kitap ve içindeki ayetlerin de benzeri getirilemez ve tüm sebepler bundan acizdir!

HAREKET = YARATILIŞ

Kâinat ve içindekilerin varlık, mevcudiyet, devam, istikrar ve sabitliği; bir “an” var, bir “an” yok edilme süreciyle vuku buluyor. Ve bu kesintisiz “an”lık var – yok edilmeler (hızlı geçen film kareleri gibi) algılayamayacağımız kadar hızlı olmasından veya bizim de tüm eşya ile “aynı an”da var ve yok edilmesinden dolayı biz bu süreci ve bu sürecin hızını algılayamıyoruz. Yani “hareket”; nefsü’l emirde / realitede / gerçekte, dışarıda varlığı bizzat mevcut olan bir varlık, mevcut, süreç değil; bir “algı”dır... Gerçekte “olan”la, bizim bu “olan”ı algılamamız, bize yansıması arasında fark vardır… Yani nesneler, olaylar ve bizim, kesintisiz ve sürekli bir “varlık / vücut / mevcudiyet”imiz yok. İlya Progigene’nin “Zaman, devamlı yaratılıştır.” dediği gibi; bir çok geçmiş ve günümüzdeki eserde, bir çok maddîyat uzmanı bilimadamı ve manevîyat uzmanı alim, evliyanın eserinde bu konu geçmektedir. Fakat bu sözlerin hala hakkıyla anlaşılamadığı ve incelenmediği de bir hakikattir.

Konunun Quantum ve Relativite’ye uyarlanması, daha doğrusu bu teorilerin konuya uyarlanması ayrıca araştırılmaya değer olduğu kanaatindeyim. Şimdi bu fikrimizin hem bir sonucu ve hem de ispatı olarak aşağıdaki maddeler sıralanmıştır :

1) “Şimdiki zaman” dediğimiz şey, “an” kadarlık bir süredir; yani “şimdiki zaman” demek, “şimdiki an” demektir…

2) Biz bir “an” geçmişe ve bir “an” geleceğe gidemiyoruz; fiziki vücut ve hayatımız hep o bir “an” içerisinde var…

3) “Hareket” dediğimiz şey; “an”lık var ve yok edilişlerin bizim gözlemleyemeyeceğimiz şekilde hızlı ve sürekli olmasından kaynaklanan bir “algı” ve bizim bu algıya verdiğimiz bir “isim”dir... Nasıl ki yanyana dizilmiş lambalardan birisinin sönmesinin ardından, yanındaki diğeri yanar ve bu süreç böyle devam ettiği takdirde; biz hareket eden tek bir ışık noktacığı algılarız. Veya bilgisayar ekranındaki cursor / okun hareket ettiğini algılamamız da böyledir… İşte kâinatta ve bizde gözlediğimiz “hareket”te böyle “an”lık yaratılma – yok edilmeler / yazılma – silinmelerdir.

4) Bir sayfadaki yazılı şeyler silinmeden, o sayfaya yeni şeyler yazılamayacağı gibi veya bir resim karesine ancak tek “an”lık resim çekilebileceği gibi; kâinatta da “an”lık yaratma – yok etmeler olmadan yeni olay, nesne, enerji ve hareketler vücut bulamaz. “Bir an”ın resmi olan fotoğraf karesinde “hareket” olmayışının sebebi budur. (İki aynı cins “şey”in, aynı an – mekanda bulunamayışının sebebi de budur.) Buna diğer bir örnek; sinemada “şimdiki an”ın benzeri olan beyaz perdedeki olay – nesnelerin silinmesi ile yeni olay – nesnelerin gelmesine, oluşumuna zemin – zaman (mekan – an) açılmış olmasıdır…

5) Yani “doğru”yu oluşturan “nokta”lar ve mekan / uzayı oluşturan “zerre”ler gibi; zaman da “an’lık noktalar”ın yaratılıp – yok edilme, yani tek bir “an” olan “şimdiki zaman”ın ardarda yaratılmasından / ardarda gelmesinden dolayı, zihinde oluşan bir “algı, bir biçimlendirme”dir. Yani “şimdiki zaman (an)” da, zaman şeridinde bir “nokta (an)” kadar süredir / zaman noktası, parçasıdır…

6) Quantum düzeyinde Mikro Kâinatta farkedilen, ancak Makro Kâinatta, --- içinde biz de olduğumuz / bizi de kapsadığı için farkedemediğimiz --- bu “an”lık yaratma – yok etmeler, yani “an / mekan” içinde “an / mekan”ların yaratılma – yok edilmesi; Mikro Kâinatta (Hilbert Uzayı gibi) devamlı gözlemlenebilen, olağan olaylardır. “Dalga – parça”, “enerji – madde” ikiliği ve eşitliğinin bir sebebi de budur. Zaten mikroda olan var –yoklar, mantıken makroda da oluyor demektir…

7) Yani “an”lık var ve yok edilişler sadece Quantum Alemi’nde olan ve gözlenen bir hadise değil; bu hadise makro alemimizde de geçerli…

8) Sonuç olarak : “Zaman” da, “mekan,” gibi an be an yaratılıyor. Yeni “an”lık zaman – mekan yaratılmasa, fiziki vücut ve hayatımızın bulunduğu o tek “şimdiki an”ımızda --- bir fotoğraftaki resim gibi --- donup, kalacaktık. Yani başımızı kaşımak için yeni “anlık süre zaman / vaktimiz” olmayacaktı…

9) Yukarıdaki maddelere göre “kuvvet, enerji”, “etki – tepki, etkileşim / te’sir” ve “hız”ı nasıl açıklayabiliriz?, Bir koşucunun, diğerinden daha hızlı olması; hızlı olanın daha çok var – yok edildiğini mi gösterir?, Ya ışığın saniyedeki hızının yaklaşık 300 bin olması?, Veya yumruğumuzu duvara hızlı vurmak ile oluşan “te’sir / etki – tepki” neyin sonucu?...

10) “Hız”, “an”lar içerisinde “an”lar yaratıldığı / olduğunun bir gösterge ve sonucu… “Kuvvet, enerji / etki – tepki, etkileşim” diye isimlendirilen eşyayı etkileyen ve etkilenen şeyler de; o eşyanın “zatî (kendinden / kendi içindeki / kendi tabiatındaki)” bir özellik / sıfattan kaynaklanmamakta olup, ayrıca eşya dışından iktiran ettirilmekte, denk getirilip, eklenmekte ve bitiştirilmektedir…

11) “Hareket” yani bir anlamda “hız” (çünkü “hız” yoksa, “hareket”ten söz edemeyiz) dediğimiz şey soyut / mücerred / zihni birşey / bir kavram değil, yani bizzat yaratılmaya ve varlıkta tutulmaya muhtaç olan somut / müşahhas birşey yani harici vücudu olan bir varlık. Yani çevrilen kitap sayfaları veya dönen film şeridinde husule gelen “hareket” gibi “zaman / müddet” ve “yaratılış” ve “devamlı anlık yaratılış / mevcudiyete” muhtaç. Şu farkla ki, A.T. tek sayfada (varlıkların fiziki mevcudiyetinin olduğu tek bir an, bir an geçmiş-geleceğe gidemiyor, tek bir anda yaşıyoruz) / tek film karesinde bir siliyor / yokediyor, bir yazıyor / yaratıyor! (İktisad / ekonomi / israf etmeme Sünnetullahına göre adeti böyle...) “Zaman” yani “müddet / vakit” olmasa, “hareket / hız” olmazdı. Fakat “hareket / hız” olmasa “zaman”ın var-yokluğu veya “zamanın akış hızı” bilemezdik veya --belki en doğrusu -- “zaman” olmazdı...

12) Burada “bilgisayar ekranı, fotoğraf karesi, sinema şeridi” gibi verilen örnek ve temsiller; bir zihin jimnastiği, teorik bir “benzetme / örnek / temsil” değildir. Pratikte, kâinatta cari olan bir hadisenin tespitidir o kadar, yani bu örnekler, evreni anlamlandırmak ve şablona oturtmak için yapılmış “modellemeler” değildir. Bunun izah ve ispatına küçük bir işaret nevinden; “gerçek” ve hatta “tek gerçek” diye tanımlayıp, kabul ettiğimiz bu evrenimizde, herhangi bir hızda bizden uzaklaşıp, aramızdaki mes’afeyi arttıran herhangi bir cismin, uzaklaştıkça gözümüzde küçülmesi gibi; ayna veya bilgisayar ekranında olan bir görüntüde de uzaklaşma ve perspektif hissi vermek için küçülmesi / küçük gözükmesi gerekmektedir. Yani uzaklaşma ve aradaki mesafeyi arttırmanın sonucu, “küçülme / küçük gözükme / görme” olmaktadır. Bunun tam tersi de doğrudur, örneğin vücudumuzdaki mikrop, bakteri gibi canlılar; bizden “uzak” olduğu için “küçük” değil; “küçük” olduğu için “uzak”lar…

13) Buraya kadar yazılanların en genel ve temel ve ana sonucu olarak : Her “inşa (bina ve terkip)”, aynı zamanda yeniden “ibda (icad / yaratma)”dır…

14) İkinci sonucu olarak : “Sebepler” de, “sonuçlar” gibi aynı an var, diğer an yok olma şeklinde vücut ve mevcudiyetlerini devam ettirirdiklerine göre; “nedensellik, determinizm, sebep – sonuç ilişki ve illiyeti”nin yanlışlığı ortaya çıkar. Çünkü dediğimiz gibi : Her yok edilen an’da tüm kâinat yokediliyor, yenisi ve biraz değişmiş olanı diğer an’da tekrar yaratılıyor.

15) Diğer sonuç olarak : Her değişim / hareket, bir yaratma / yaratılıştır.

16) "1 an" geçmişe ve "1 an" geleceğe gidemiyorsak, bunun anlamı; fizikî vücud ve mevcudiyet, varlığımız "1 an"dadır demektir? ("An" kavramını : "Zamanın en küçük süresi" veya "hareket etmeye vakit olmayan en kısa zaman süresi" anlamında kullanıyorum.) Eğer maddenin fizikî varlığı "1 an"da ise; "hareket" denilen şey an'ların (film karelerinin Şimdiki Zaman beyaz perdesine yansıması gibi; herbir film karesi-pozu, "1 an"a denk geliyor) ardarda hızlıca yaratılması ve algımıza girmesi sonucu zihnimizde oluşan bir "algı" mı? Yani "an"ların, Şimdiki Zaman Beyaz Perdesine ardarda hızlıca gelmesi ve yeni gelen an'da, önceki an'ın yokedilmesi, bizde "hareket" his ve algısı mı uyandırıyor. Yani evrenimizde (realitede) aslında "hareket" yok, olan sadece "an'lık var ve yok oluşlar"dır diyebiliriz. Çünkü biraz önce sandalyede oturuyordum, şimdi ayağa kalktım; yani sandalyede oturan ben "yok oldu", şimdi ayakta ben "var oldu!". Sandalyede oturan ben yok olmasa idi, hem ayakta hem oturan olarak 2 ayhan olması ve birbirine bakması gerekirdi...

"An" ve "andaki durumların" anlık, "var ve yok" edilişleriyle zihnimizde oluşan "hareket" algısı tıpkı, bilgisayardaki cursorun, piksellerin yanıp - sönmesiyle, cursorun hareket ediyor imajı vermesi gibi; evrende de olan "hareket" dediğimiz şey, işte bu "an'lık var ve yok oluşlar"dır diyebilir miyiz? Bunu "bilgisayardaki hareket" ile "çevremizdeki hareket" arasında mecazî bir benzerlik olduğu anlamında değil, her iki hareketin aynı şey olduğu anlamında kullanıyorum. Yani bilgisayardaki hareket imajının oluşması ile evrenimizdeki hareketin oluşması arasında fark yok...

"Hareket"in bu tanım ve anlamına, yani bu mahiyet ve hakikâtine göre, "hız" : Çevremizdeki nesnelerin, içinde bulundukları uzay - zamanda, birbirlerine göre "an'lık yaratılma ve yok edilmeleri" arasındaki farktır. Aynı şekilde, yaratılmış için "varlık (varolma)"=Hareket'tir...

17) Zaten ‘hayır / şer’ ve ‘zaman / mekan’ı, yani her varlığı A.T. yaratır ve yaratabilir; O’ndan başkası zerre kadar hareket / iş ve nesne yaratamaz, karışamaz…

18) Yani ‘hareket’; aynı algıladığımız gibi, dışımızda yaşanan bir realite değildir; yani "hareket algımız" ile dışımızdaki "hareketin oluşumu" örtüşmüyor. Bizim hareket algımızmidir, olan realite (gerçeğin) içimizdeki farklı ve eksik bir izdüşümü!

ÖNEMLİ AÇIKLAMA : “Zaman” diye bir varlık 5 duyumuzla göremesekte var, bunu etkilerinden ve yaşadıklarımızdan biliyoruz; tıpkı yerçekimi gibi… “Hafıza, bir nesnenin bir öncek idurumunu kaydettiğinden, bu nesnein şimdiki durumunun hafızamızadaki bir önceki durumundan farkını bilmek dolaysıyle ‘zaman’ diye bir kavram uydurmuşuz, matematikteki koordinatlar gibi, yoks ahariçyte öyle zaman diye bir varlık yok” diyenler yanlıyorlar, çünkü : Zaman’ın varlık ve te’sirlerini hafızamız sayaseinde farkedip, bilebilmemiz ve sonra bunları kaydediyoruz diye bu kavramı zihnimizin ürettiği, dışarıda varlığı olmayan bir kavram olarak kabul edeceksek, aynı mantıkla; eşyanın varlığını göz, sesin varlığını kulak vasıtasıyla algılıyoruz diyerek eşya vesesin varlığını inkar etmemiz gerekirdi. Halbuk inkar etmiyoruz ve vat diyoruz. miyor ve var diyorsak; öyle de zaman denilen harici / reel bir varlığın bazı etkilerinid e hafızamız sayesinde keşfediyor,i farkediyor, biliyorsak; zaman’ı da inkar etmemeliyiz, soyut bir kavram demememliyiz…Zaten böyle diyenler de, ‘bir önceki, bir sonraki, şimdili’ demekle zamanın var olduğunu --- bilmeden --- göstermiş oluyorlar. Yani “dün ve dünde yaşadığımız olaylar” yaşandı, bitti, bugün yok, bugün yeni şeyler, olaylar var, yani geçmiş zaman var ve yaşdık ki öyle bir süre, zaman aralığından bahsedebiliyoruz. “Zaman”ın olmadığı bir dünyada “hareket”te ol8a9mazdı --- en azından bu maddî evrenimizde --- ; çünkü “hareket” zaman / süre / zaman aralığıan muhtaç; zaman / süremzi olmasaysdı hareket etemye vaktimiz olmazdı, yani donup / donuk kalırdık.

Anlık var – yok edilmeleri titeişim düzeyinde bil efarkedemeemizin nedeni bizim de aynı an – mekan da yok olduğumuz için, o anki yok – var edilişlere şahit olamamamzıdır veya gözün taram özelliği ve dpi’sinden de kaynaklanabilir (25.Kareyi göremememiz gibi).
“Hareket” yani bir anlamda “hız”, soyut (mücerret) birşey değil, yani bizzat yaratılmaya ve varlıkta tutulmaya muhtaç. Yani hızla çevrilen kitap sayfalarında olduğu gibi, bilgisayar monitöründeki okun (cursor) hareketinde olduğu gibi “zaman (müddet)” ve “yaratılış”a muhtaç, bir an var olup, diğer an yokolmaya ve tekrar yaratılmaya ve bu ardarda gelen sürece muhtaç. Şu farkla ki, Allahu Teâlâ tek sayfada yazıyor – siliyor / var ediyor – yok ediyor. Ve bu sayfa bizce tek olduğu halde halbuki o da geçen “an”lar adedince var – yok edilip, teksir ediliyor. “Zaman (müddet)” olmasa hareket olmazdı (yani hareket etmeye vaktimiz olmazdı), çünkü “hareket” var olmak için belli bir zaman aralığına, ani zamana muhtaç. Ama “hareket” olmasa “zaman”ın akış hızını ve hatta varlığını bilemeyiz. Yani biri birisiz olmuyor, en azından bu dünyada böyle...

19) Yaratılan varlıklar an’lık var – yok ediliyorsa ve bu an’lıklar “hareket” denilen algı veya olguyu doğuruyorsa; “güç, kuvvet, te’sir, etki ve etkileşim – etki – tepki, iletişim” varlığın kendinden ve hareketinden kaynaklanmıyor, ayrıca iktiran ettiriliyor demektir. Bu an’lık var – yok edilişler, devamlı aynı mekan – zamanda olmuyor. Bu özellikten dolayı varlığın kendi iç (kendisini oluşturan atom, molekülün hareketi gibi) ve dışındaki (üzerinde bulunduğu dünya, galaksi, uzayın hareketi gibi) hareketi devamlı; öyle ki bu hareket olmasa varlık var olamaz ve yokluğa düşer ve diğer varlıklarla etkileşemezdi. Bu anlıklardan dolayı bir varlık aynı an – mekanda 2 tane olamıyor. Biri yok ediliyor, diğeri yaratılıyor… Yani eşyanın varlık (ve hareketi) O’nun varlığı ile kaim ve daim…

20) “Zaman” denilen varlık; “yerçekimi” güç / kanunu gibi varlığını etkileriyle bildiğimiz ama göremediğimiz, hissedemediğimiz bir “emir / kanun / program”… Gözümüz olduğu için ışık ve aydınlık ve nesneleri görebilidğimiz ve burnumuz olduğu için kokuların varlığından haberdar olduğumuz gibi; “şuur, akıl, hafıza”mı zsayesinde de “zaman” denilen dışımızdaki varlığın varlığından haberdar olabiliyoruz. Yoksa “zaman”, zihnimizin bir algısı, hafızamızın önceyi sonrayla kıyasından şuurmuzda oluşan soyut bir kavram değil. Yani “Hafıza ve aklımız olmasa, ‘zaman’ denilen şey olmazdı’ demek doğru değil; “Bilemezdik, varlığından ve etkisinden haber / bilgimiz olmazdı” demek doğru. Dışımızda, hafıza ve aklımızdan bağımsız harici bir mevcudiyeti var “zaman” denilen cereyan, akışın…

“Zaman”ı başı ve sonu birbirinden uzaklaşan düz bir çizgi yerine; başı ve sonu uzak bir gelecekte birleşecek, daha doğrusu birleşmiş bir daire şeklinde düşünmememizin nedeni nedir? Aslında herşeyin “zaman / vakit / ömür / yaşam süresi”yle orantılı olarak başlangıcı ve sonu tek bir noktada birleşiyor. Yani “zaman”ın hareketi dairesel… “Zaman”ın bu dairesel hareketi; zaman içerisinde kayıtlı, yani zamanla etkileşen – etkilenen nesnelerin, makro ve mikrouzayda aldıkları yol ve hareket ve yaşadıkları / yaşayacakları evreler ve geçirecekleri durumlar ve kaderleri ve hatta şekillerini de dairesel yönde olmasına sebep oluyor (“sebep oluyor” derken; hikmeten böyle bağlanmış ve kurgulanmış demek istiyorum)… Bu denieilenlere örek olarak : Mikro ve makro uzayda zerre ve kürrelerin kendi etrafında (enfüs) ve başka şeyin etrafında (afak) dairesel olarak dönmesi, yörüngeleri dairesel. Bu dönenlerin şeklinin de dairesel olması. Hareket ve şekilden başka; yaşam evreleri ve kaderleri olarakta herşey yaratılış olarak bir noktadan çıkar ve sonra tekrar o noktaya döner yani aslına rücu eder. Topraktan gelenin, gene aslı olan toprağa dönmesi gibi; doğarken dişsiz, saçsız, konuşamaz, akledemez, cahil ve kambur olmamız ve ihtiyarlığa vardığımızda da o eski başlangıçtaki bebeklik halimize dönmemiz gibi veya var’ınyok, yok’un var olması gibi (an’lık var – yok oluşlar da buna dahil). İnsan kendi hayat süresiyle, yani ona rızık olarak verilen zaman / süre / vakitle orantılı olarak bir noktadan / tohumdan doğdu ve bir noktayken büyüdü ve sonra tekrar yaşadığı zaman evrelerini geriye yaşar gibi tek noktaya doğru küçülecek ve dünyada yokken gene yok olacak ve tek nokta kalacak (“acbüz-zeneb”); aynı şekilde büyük insan olan evren de zaman, yani kader – kaza programınca tek bir nokta / tohumun çatlaması ve açılması, büyümesi ile doğdu ve o da insan gibi kıyamet ölümüyle ölecek, insan bedeninin toprakta dağılması gibi dağılacak… Verilen bu kısa örneklerde görüldüğü gibi dairesel zaman ve hareket, yani uzay – zamanın daireselliği zerreden, kürreye kadar geçerli bir sünnetullah. Bunun gibi an’lık var – yok oluşlar bir dairedir; günün 24 saati bir dairedir; yılın tamamı bir dairedir; her yüzyıl ve her bin yıl bir dairedir. En büyük daire olan kâinatın ömrü kıyametle son bulur… Bu en küçükten – en büyüğe devam eden daireselliklerden şu anlamı rahatlıkla görebilir veya en azından tahmin edebiliriz : “Zaman”, yani “kader – kaza kanun / kurgu / programı”; devamlı bir tekrardır. Yani hergün bize 24 saat tekrar ettirliyor ve her 24 saat süreli zamanda yaptıklarımıza bakılıyor, sonra yaşadığımız o 24 saat kapanıyor ve yeni bir 24 saat dairesi başlıyor. Bu her 24 saatin dizilişi; yanyana, üstüste, gibi şeyler diyemeyiz ama gelişi ardarda diyebiliriz. Çünkü bir katlanıp, rafa konarken, diğer 24 saatlik sayfa açılıyor veya biri bu evrenden yok edilirken, diğer var ediliyor. Buradan çıkan sonuçlardan birisi de şu : “Zaman”ın ileri – geri akması, gitmesi gibi cümleler yanlış değilse bile eksik, eksikliğinden ötürü insan aklında yanlış bir zaman tasviri oluşmasına sebep oluyor…

“Hareket, değişim, etkileşim” denilen kavram ve varlık ve fiillerin olabilmesi için de; bir önceki an’ın silinmesi (yok edilmesi) ve diğerinin yaattılması gerekiyor… Biraz önce haraket etmiyordum, şimdi ediyorum, bunun anlamı : Şimdiki hareketim yaratıldı...

“Her an yeni bir yaratılış ve her hareket soyut değil, somut bir yaratılış”a Ekle : Zaten fiziki vücudumuz ve benliğimiz aynı anda birden çok yerde (yansıma gibi olan hariç, bu mes’elemizi cerhetmez) --- mantıksal olarak --- olamayacağı için; (geçmiş) bir an’da fiziki vücudumuz yok edilmeli ki yeni (şimdiki) an’da yeni fiziki vücumuz yaratılsın, yeni mekanda olabilelim… “Hareket”, --- en temel ve kapsamlı olarak --- yer değiştirme demektir. “Yerdeğiştirme” de, eski an/mekanda yok edilme, yeni an/mekanda yaratılmayı zorunda kılar…


Ana Sayfa



Soru ve önerileriniz için: Ayhan KÜFLÜOĞLU


Site içeriği, bilgi verilmesi ve kaynak göstermek şartıyla kullanılabilir.









Görüşlerinizi e-postayla gönderebilirsiniz.