Kâinat ve içindekilerin
varlık, mevcudiyet, devam, istikrar ve sabitliği; bir “an” var, bir “an”
yok edilme süreciyle vuku buluyor. Ve bu kesintisiz “an”lık var – yok
edilmeler (hızlı geçen film kareleri gibi) algılayamayacağımız kadar
hızlı olmasından veya bizim de tüm eşya ile “aynı an”da var ve yok
edilmesinden dolayı biz bu süreci ve bu sürecin hızını algılayamıyoruz.
Yani “hareket”; nefsü’l emirde / realitede / gerçekte, dışarıda varlığı
bizzat mevcut olan bir varlık, mevcut, süreç değil; bir “algı”dır...
Gerçekte “olan”la, bizim bu “olan”ı algılamamız, bize yansıması arasında
fark vardır… Yani nesneler, olaylar ve bizim, kesintisiz ve sürekli bir
“varlık / vücut / mevcudiyet”imiz yok. İlya Progigene’nin “Zaman,
devamlı yaratılıştır.” dediği gibi; bir çok geçmiş ve günümüzdeki
eserde, bir çok maddîyat uzmanı bilimadamı ve manevîyat uzmanı alim,
evliyanın eserinde bu konu geçmektedir. Fakat bu sözlerin hala hakkıyla
anlaşılamadığı ve incelenmediği de bir hakikattir.
Konunun
Quantum ve Relativite’ye uyarlanması, daha doğrusu bu teorilerin konuya
uyarlanması ayrıca araştırılmaya değer olduğu kanaatindeyim. Şimdi bu
fikrimizin hem bir sonucu ve hem de ispatı olarak aşağıdaki maddeler
sıralanmıştır :
1) “Şimdiki zaman”
dediğimiz şey, “an” kadarlık bir süredir; yani “şimdiki zaman” demek,
“şimdiki an” demektir…
2) Biz bir “an” geçmişe
ve bir “an” geleceğe gidemiyoruz; fiziki vücut ve hayatımız hep o bir
“an” içerisinde var…
3) “Hareket” dediğimiz
şey; “an”lık var ve yok edilişlerin bizim gözlemleyemeyeceğimiz şekilde
hızlı ve sürekli olmasından kaynaklanan bir “algı” ve bizim bu algıya
verdiğimiz bir “isim”dir... Nasıl ki yanyana dizilmiş lambalardan
birisinin sönmesinin ardından, yanındaki diğeri yanar ve bu süreç böyle
devam ettiği takdirde; biz hareket eden tek bir ışık noktacığı
algılarız. Veya bilgisayar ekranındaki cursor / okun hareket ettiğini
algılamamız da böyledir… İşte kâinatta ve bizde gözlediğimiz “hareket”te
böyle “an”lık yaratılma – yok edilmeler / yazılma –
silinmelerdir.
4) Bir sayfadaki yazılı
şeyler silinmeden, o sayfaya yeni şeyler yazılamayacağı gibi veya bir
resim karesine ancak tek “an”lık resim çekilebileceği gibi; kâinatta da
“an”lık yaratma – yok etmeler olmadan yeni olay, nesne, enerji ve
hareketler vücut bulamaz. “Bir an”ın resmi olan fotoğraf karesinde
“hareket” olmayışının sebebi budur. (İki aynı cins “şey”in, aynı an –
mekanda bulunamayışının sebebi de budur.) Buna diğer bir örnek; sinemada
“şimdiki an”ın benzeri olan beyaz perdedeki olay – nesnelerin silinmesi
ile yeni olay – nesnelerin gelmesine, oluşumuna zemin – zaman (mekan –
an) açılmış olmasıdır…
5) Yani “doğru”yu
oluşturan “nokta”lar ve mekan / uzayı oluşturan “zerre”ler gibi; zaman
da “an’lık noktalar”ın yaratılıp – yok edilme, yani tek bir “an” olan
“şimdiki zaman”ın ardarda yaratılmasından / ardarda gelmesinden dolayı,
zihinde oluşan bir “algı, bir biçimlendirme”dir. Yani “şimdiki zaman
(an)” da, zaman şeridinde bir “nokta (an)” kadar süredir / zaman
noktası, parçasıdır…
6) Quantum düzeyinde
Mikro Kâinatta farkedilen, ancak Makro Kâinatta, --- içinde biz de
olduğumuz / bizi de kapsadığı için farkedemediğimiz --- bu “an”lık
yaratma – yok etmeler, yani “an / mekan” içinde “an / mekan”ların
yaratılma – yok edilmesi; Mikro Kâinatta (Hilbert Uzayı gibi) devamlı
gözlemlenebilen, olağan olaylardır. “Dalga – parça”, “enerji – madde”
ikiliği ve eşitliğinin bir sebebi de budur. Zaten mikroda olan var
–yoklar, mantıken makroda da oluyor demektir…
7) Yani “an”lık var ve
yok edilişler sadece Quantum Alemi’nde olan ve gözlenen bir hadise
değil; bu hadise makro alemimizde de geçerli…
8) Sonuç olarak :
“Zaman” da, “mekan,” gibi an be an yaratılıyor. Yeni “an”lık zaman –
mekan yaratılmasa, fiziki vücut ve hayatımızın bulunduğu o tek “şimdiki
an”ımızda --- bir fotoğraftaki resim gibi --- donup, kalacaktık. Yani
başımızı kaşımak için yeni “anlık süre zaman / vaktimiz”
olmayacaktı…
9) Yukarıdaki maddelere
göre “kuvvet, enerji”, “etki – tepki, etkileşim / te’sir” ve “hız”ı
nasıl açıklayabiliriz?, Bir koşucunun, diğerinden daha hızlı olması;
hızlı olanın daha çok var – yok edildiğini mi gösterir?, Ya ışığın
saniyedeki hızının yaklaşık 300 bin olması?, Veya yumruğumuzu duvara
hızlı vurmak ile oluşan “te’sir / etki – tepki” neyin
sonucu?...
10) “Hız”, “an”lar
içerisinde “an”lar yaratıldığı / olduğunun bir gösterge ve sonucu…
“Kuvvet, enerji / etki – tepki, etkileşim” diye isimlendirilen eşyayı
etkileyen ve etkilenen şeyler de; o eşyanın “zatî (kendinden / kendi
içindeki / kendi tabiatındaki)” bir özellik / sıfattan kaynaklanmamakta
olup, ayrıca eşya dışından iktiran ettirilmekte, denk getirilip,
eklenmekte ve bitiştirilmektedir…
11) “Hareket” yani bir
anlamda “hız” (çünkü “hız” yoksa, “hareket”ten söz edemeyiz) dediğimiz
şey soyut / mücerred / zihni birşey / bir kavram değil, yani bizzat
yaratılmaya ve varlıkta tutulmaya muhtaç olan somut / müşahhas birşey
yani harici vücudu olan bir varlık. Yani çevrilen kitap sayfaları veya
dönen film şeridinde husule gelen “hareket” gibi “zaman / müddet” ve
“yaratılış” ve “devamlı anlık yaratılış / mevcudiyete” muhtaç. Şu farkla
ki, A.T. tek sayfada (varlıkların fiziki mevcudiyetinin olduğu tek bir
an, bir an geçmiş-geleceğe gidemiyor, tek bir anda yaşıyoruz) / tek film
karesinde bir siliyor / yokediyor, bir yazıyor / yaratıyor! (İktisad /
ekonomi / israf etmeme Sünnetullahına göre adeti böyle...) “Zaman” yani
“müddet / vakit” olmasa, “hareket / hız” olmazdı. Fakat “hareket / hız”
olmasa “zaman”ın var-yokluğu veya “zamanın akış hızı” bilemezdik veya
--belki en doğrusu -- “zaman” olmazdı...
12) Burada “bilgisayar
ekranı, fotoğraf karesi, sinema şeridi” gibi verilen örnek ve temsiller;
bir zihin jimnastiği, teorik bir “benzetme / örnek / temsil” değildir.
Pratikte, kâinatta cari olan bir hadisenin tespitidir o kadar, yani bu
örnekler, evreni anlamlandırmak ve şablona oturtmak için yapılmış
“modellemeler” değildir. Bunun izah ve ispatına küçük bir işaret
nevinden; “gerçek” ve hatta “tek gerçek” diye tanımlayıp, kabul
ettiğimiz bu evrenimizde, herhangi bir hızda bizden uzaklaşıp,
aramızdaki mes’afeyi arttıran herhangi bir cismin, uzaklaştıkça
gözümüzde küçülmesi gibi; ayna veya bilgisayar ekranında olan bir
görüntüde de uzaklaşma ve perspektif hissi vermek için küçülmesi / küçük
gözükmesi gerekmektedir. Yani uzaklaşma ve aradaki mesafeyi arttırmanın
sonucu, “küçülme / küçük gözükme / görme” olmaktadır. Bunun tam tersi de
doğrudur, örneğin vücudumuzdaki mikrop, bakteri gibi canlılar; bizden
“uzak” olduğu için “küçük” değil; “küçük” olduğu için
“uzak”lar…
13) Buraya kadar
yazılanların en genel ve temel ve ana sonucu olarak : Her “inşa (bina ve
terkip)”, aynı zamanda yeniden “ibda (icad / yaratma)”dır…
14) İkinci sonucu olarak
: “Sebepler” de, “sonuçlar” gibi aynı an var, diğer an yok olma şeklinde
vücut ve mevcudiyetlerini devam ettirirdiklerine göre; “nedensellik,
determinizm, sebep – sonuç ilişki ve illiyeti”nin yanlışlığı ortaya
çıkar. Çünkü dediğimiz gibi : Her yok edilen an’da tüm kâinat
yokediliyor, yenisi ve biraz değişmiş olanı diğer an’da tekrar
yaratılıyor.
15) Diğer sonuç olarak :
Her değişim / hareket, bir yaratma / yaratılıştır.
16) "1 an" geçmişe ve "1
an" geleceğe gidemiyorsak, bunun anlamı; fizikî vücud ve mevcudiyet,
varlığımız "1 an"dadır demektir? ("An" kavramını : "Zamanın en küçük
süresi" veya "hareket etmeye vakit olmayan en kısa zaman süresi"
anlamında kullanıyorum.) Eğer maddenin fizikî varlığı "1 an"da ise;
"hareket" denilen şey an'ların (film karelerinin Şimdiki Zaman beyaz
perdesine yansıması gibi; herbir film karesi-pozu, "1 an"a denk geliyor)
ardarda hızlıca yaratılması ve algımıza girmesi sonucu zihnimizde oluşan
bir "algı" mı? Yani "an"ların, Şimdiki Zaman Beyaz Perdesine ardarda
hızlıca gelmesi ve yeni gelen an'da, önceki an'ın yokedilmesi, bizde
"hareket" his ve algısı mı uyandırıyor. Yani evrenimizde (realitede)
aslında "hareket" yok, olan sadece "an'lık var ve yok oluşlar"dır
diyebiliriz. Çünkü biraz önce sandalyede oturuyordum, şimdi ayağa
kalktım; yani sandalyede oturan ben "yok oldu", şimdi ayakta ben "var
oldu!". Sandalyede oturan ben yok olmasa idi, hem ayakta hem oturan
olarak 2 ayhan olması ve birbirine bakması gerekirdi...
"An" ve
"andaki durumların" anlık, "var ve yok" edilişleriyle zihnimizde oluşan
"hareket" algısı tıpkı, bilgisayardaki cursorun, piksellerin yanıp -
sönmesiyle, cursorun hareket ediyor imajı vermesi gibi; evrende de olan
"hareket" dediğimiz şey, işte bu "an'lık var ve yok oluşlar"dır
diyebilir miyiz? Bunu "bilgisayardaki hareket" ile "çevremizdeki
hareket" arasında mecazî bir benzerlik olduğu anlamında değil, her iki
hareketin aynı şey olduğu anlamında kullanıyorum. Yani bilgisayardaki
hareket imajının oluşması ile evrenimizdeki hareketin oluşması arasında
fark yok...
"Hareket"in bu tanım ve anlamına, yani bu mahiyet ve
hakikâtine göre, "hız" : Çevremizdeki nesnelerin, içinde bulundukları
uzay - zamanda, birbirlerine göre "an'lık yaratılma ve yok edilmeleri"
arasındaki farktır. Aynı şekilde, yaratılmış için "varlık
(varolma)"=Hareket'tir...
17) Zaten ‘hayır / şer’
ve ‘zaman / mekan’ı, yani her varlığı A.T. yaratır ve yaratabilir;
O’ndan başkası zerre kadar hareket / iş ve nesne yaratamaz,
karışamaz…
18) Yani ‘hareket’; aynı
algıladığımız gibi, dışımızda yaşanan bir realite değildir; yani
"hareket algımız" ile dışımızdaki "hareketin oluşumu" örtüşmüyor. Bizim
hareket algımızmidir, olan realite (gerçeğin) içimizdeki farklı ve eksik
bir izdüşümü!
ÖNEMLİ AÇIKLAMA :
“Zaman” diye bir varlık 5 duyumuzla göremesekte var, bunu etkilerinden
ve yaşadıklarımızdan biliyoruz; tıpkı yerçekimi gibi… “Hafıza, bir
nesnenin bir öncek idurumunu kaydettiğinden, bu nesnein şimdiki
durumunun hafızamızadaki bir önceki durumundan farkını bilmek dolaysıyle
‘zaman’ diye bir kavram uydurmuşuz, matematikteki koordinatlar gibi,
yoks ahariçyte öyle zaman diye bir varlık yok” diyenler yanlıyorlar,
çünkü : Zaman’ın varlık ve te’sirlerini hafızamız sayaseinde farkedip,
bilebilmemiz ve sonra bunları kaydediyoruz diye bu kavramı zihnimizin
ürettiği, dışarıda varlığı olmayan bir kavram olarak kabul edeceksek,
aynı mantıkla; eşyanın varlığını göz, sesin varlığını kulak vasıtasıyla
algılıyoruz diyerek eşya vesesin varlığını inkar etmemiz gerekirdi.
Halbuk inkar etmiyoruz ve vat diyoruz. miyor ve var diyorsak; öyle de
zaman denilen harici / reel bir varlığın bazı etkilerinid e hafızamız
sayesinde keşfediyor,i farkediyor, biliyorsak; zaman’ı da inkar
etmemeliyiz, soyut bir kavram demememliyiz…Zaten böyle diyenler de, ‘bir
önceki, bir sonraki, şimdili’ demekle zamanın var olduğunu --- bilmeden
--- göstermiş oluyorlar. Yani “dün ve dünde yaşadığımız olaylar”
yaşandı, bitti, bugün yok, bugün yeni şeyler, olaylar var, yani geçmiş
zaman var ve yaşdık ki öyle bir süre, zaman aralığından
bahsedebiliyoruz. “Zaman”ın olmadığı bir dünyada “hareket”te ol8a9mazdı
--- en azından bu maddî evrenimizde --- ; çünkü “hareket” zaman / süre /
zaman aralığıan muhtaç; zaman / süremzi olmasaysdı hareket etemye
vaktimiz olmazdı, yani donup / donuk kalırdık.
Anlık var – yok
edilmeleri titeişim düzeyinde bil efarkedemeemizin nedeni bizim de aynı
an – mekan da yok olduğumuz için, o anki yok – var edilişlere şahit
olamamamzıdır veya gözün taram özelliği ve dpi’sinden de kaynaklanabilir
(25.Kareyi göremememiz gibi).
“Hareket” yani bir anlamda “hız”, soyut
(mücerret) birşey değil, yani bizzat yaratılmaya ve varlıkta tutulmaya
muhtaç. Yani hızla çevrilen kitap sayfalarında olduğu gibi, bilgisayar
monitöründeki okun (cursor) hareketinde olduğu gibi “zaman (müddet)” ve
“yaratılış”a muhtaç, bir an var olup, diğer an yokolmaya ve tekrar
yaratılmaya ve bu ardarda gelen sürece muhtaç. Şu farkla ki, Allahu
Teâlâ tek sayfada yazıyor – siliyor / var ediyor – yok ediyor. Ve bu
sayfa bizce tek olduğu halde halbuki o da geçen “an”lar adedince var –
yok edilip, teksir ediliyor. “Zaman (müddet)” olmasa hareket olmazdı
(yani hareket etmeye vaktimiz olmazdı), çünkü “hareket” var olmak için
belli bir zaman aralığına, ani zamana muhtaç. Ama “hareket” olmasa
“zaman”ın akış hızını ve hatta varlığını bilemeyiz. Yani biri birisiz
olmuyor, en azından bu dünyada böyle...
19) Yaratılan varlıklar
an’lık var – yok ediliyorsa ve bu an’lıklar “hareket” denilen algı veya
olguyu doğuruyorsa; “güç, kuvvet, te’sir, etki ve etkileşim – etki –
tepki, iletişim” varlığın kendinden ve hareketinden kaynaklanmıyor,
ayrıca iktiran ettiriliyor demektir. Bu an’lık var – yok edilişler,
devamlı aynı mekan – zamanda olmuyor. Bu özellikten dolayı varlığın
kendi iç (kendisini oluşturan atom, molekülün hareketi gibi) ve
dışındaki (üzerinde bulunduğu dünya, galaksi, uzayın hareketi gibi)
hareketi devamlı; öyle ki bu hareket olmasa varlık var olamaz ve yokluğa
düşer ve diğer varlıklarla etkileşemezdi. Bu anlıklardan dolayı bir
varlık aynı an – mekanda 2 tane olamıyor. Biri yok ediliyor, diğeri
yaratılıyor… Yani eşyanın varlık (ve hareketi) O’nun varlığı ile kaim ve
daim…
20) “Zaman” denilen
varlık; “yerçekimi” güç / kanunu gibi varlığını etkileriyle bildiğimiz
ama göremediğimiz, hissedemediğimiz bir “emir / kanun / program”…
Gözümüz olduğu için ışık ve aydınlık ve nesneleri görebilidğimiz ve
burnumuz olduğu için kokuların varlığından haberdar olduğumuz gibi;
“şuur, akıl, hafıza”mı zsayesinde de “zaman” denilen dışımızdaki
varlığın varlığından haberdar olabiliyoruz. Yoksa “zaman”, zihnimizin
bir algısı, hafızamızın önceyi sonrayla kıyasından şuurmuzda oluşan
soyut bir kavram değil. Yani “Hafıza ve aklımız olmasa, ‘zaman’ denilen
şey olmazdı’ demek doğru değil; “Bilemezdik, varlığından ve etkisinden
haber / bilgimiz olmazdı” demek doğru. Dışımızda, hafıza ve aklımızdan
bağımsız harici bir mevcudiyeti var “zaman” denilen cereyan,
akışın…
“Zaman”ı başı ve sonu
birbirinden uzaklaşan düz bir çizgi yerine; başı ve sonu uzak bir
gelecekte birleşecek, daha doğrusu birleşmiş bir daire şeklinde
düşünmememizin nedeni nedir? Aslında herşeyin “zaman / vakit / ömür /
yaşam süresi”yle orantılı olarak başlangıcı ve sonu tek bir noktada
birleşiyor. Yani “zaman”ın hareketi dairesel… “Zaman”ın bu dairesel
hareketi; zaman içerisinde kayıtlı, yani zamanla etkileşen – etkilenen
nesnelerin, makro ve mikrouzayda aldıkları yol ve hareket ve yaşadıkları
/ yaşayacakları evreler ve geçirecekleri durumlar ve kaderleri ve hatta
şekillerini de dairesel yönde olmasına sebep oluyor (“sebep oluyor”
derken; hikmeten böyle bağlanmış ve kurgulanmış demek istiyorum)… Bu
denieilenlere örek olarak : Mikro ve makro uzayda zerre ve kürrelerin
kendi etrafında (enfüs) ve başka şeyin etrafında (afak) dairesel olarak
dönmesi, yörüngeleri dairesel. Bu dönenlerin şeklinin de dairesel
olması. Hareket ve şekilden başka; yaşam evreleri ve kaderleri olarakta
herşey yaratılış olarak bir noktadan çıkar ve sonra tekrar o noktaya
döner yani aslına rücu eder. Topraktan gelenin, gene aslı olan toprağa
dönmesi gibi; doğarken dişsiz, saçsız, konuşamaz, akledemez, cahil ve
kambur olmamız ve ihtiyarlığa vardığımızda da o eski başlangıçtaki
bebeklik halimize dönmemiz gibi veya var’ınyok, yok’un var olması gibi
(an’lık var – yok oluşlar da buna dahil). İnsan kendi hayat süresiyle,
yani ona rızık olarak verilen zaman / süre / vakitle orantılı olarak bir
noktadan / tohumdan doğdu ve bir noktayken büyüdü ve sonra tekrar
yaşadığı zaman evrelerini geriye yaşar gibi tek noktaya doğru küçülecek
ve dünyada yokken gene yok olacak ve tek nokta kalacak (“acbüz-zeneb”);
aynı şekilde büyük insan olan evren de zaman, yani kader – kaza
programınca tek bir nokta / tohumun çatlaması ve açılması, büyümesi ile
doğdu ve o da insan gibi kıyamet ölümüyle ölecek, insan bedeninin
toprakta dağılması gibi dağılacak… Verilen bu kısa örneklerde görüldüğü
gibi dairesel zaman ve hareket, yani uzay – zamanın daireselliği
zerreden, kürreye kadar geçerli bir sünnetullah. Bunun gibi an’lık var –
yok oluşlar bir dairedir; günün 24 saati bir dairedir; yılın tamamı bir
dairedir; her yüzyıl ve her bin yıl bir dairedir. En büyük daire olan
kâinatın ömrü kıyametle son bulur… Bu en küçükten – en büyüğe devam eden
daireselliklerden şu anlamı rahatlıkla görebilir veya en azından tahmin
edebiliriz : “Zaman”, yani “kader – kaza kanun / kurgu / programı”;
devamlı bir tekrardır. Yani hergün bize 24 saat tekrar ettirliyor ve her
24 saat süreli zamanda yaptıklarımıza bakılıyor, sonra yaşadığımız o 24
saat kapanıyor ve yeni bir 24 saat dairesi başlıyor. Bu her 24 saatin
dizilişi; yanyana, üstüste, gibi şeyler diyemeyiz ama gelişi ardarda
diyebiliriz. Çünkü bir katlanıp, rafa konarken, diğer 24 saatlik sayfa
açılıyor veya biri bu evrenden yok edilirken, diğer var ediliyor.
Buradan çıkan sonuçlardan birisi de şu : “Zaman”ın ileri – geri akması,
gitmesi gibi cümleler yanlış değilse bile eksik, eksikliğinden ötürü
insan aklında yanlış bir zaman tasviri oluşmasına sebep
oluyor…
“Hareket, değişim, etkileşim” denilen kavram ve varlık ve
fiillerin olabilmesi için de; bir önceki an’ın silinmesi (yok edilmesi)
ve diğerinin yaattılması gerekiyor… Biraz önce haraket etmiyordum, şimdi
ediyorum, bunun anlamı : Şimdiki hareketim yaratıldı...
“Her an
yeni bir yaratılış ve her hareket soyut değil, somut bir yaratılış”a
Ekle : Zaten fiziki vücudumuz ve benliğimiz aynı anda birden çok yerde
(yansıma gibi olan hariç, bu mes’elemizi cerhetmez) --- mantıksal olarak
--- olamayacağı için; (geçmiş) bir an’da fiziki vücudumuz yok edilmeli
ki yeni (şimdiki) an’da yeni fiziki vücumuz yaratılsın, yeni mekanda
olabilelim… “Hareket”, --- en temel ve kapsamlı olarak --- yer
değiştirme demektir. “Yerdeğiştirme” de, eski an/mekanda yok edilme,
yeni an/mekanda yaratılmayı zorunda kılar…