Aylık arşivler: Ocak 2015

Bilimsel Bilim, yani Büyüklere Sihirli Masallar, yani Öğrenilmiş Cehalet! (1)

deniz3

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Geçen haftaki yazılarımızın sonuçlarından biri: “Batı”nın bilgi ve varlık anlayışına dayanan; yani eski Yunan ve Roma’nın kavramlarıyla düşünüp, bu kavramları aşamamış felsefe ve zihniyetinden doğan ve şekillenen Bilim ve Bilimsel(lik) Felsefesi ve paradigmalarıyla, kendi Bilim Anlayış ve Yöntemimizi inşa edemeyiz. Kendi “metafizik” (ki bu kavram bile Batı’nın ürünü olup, oradan doğmuş, oraya ait) daha doğrusu varlık ve bilgi anlayışımızı; yani “İslâmî Bilim”i bina edemeyiz. Oranın fiziği, epistomojisiyle kendi metafiziğimizi kuramayız; taşımaz.

Elhasıl kâinattan elde edeceğimiz çok daha geniş ve derin mesaj ve bilgileri keşfedip, görmemize; görsek bile farketmemize; farketsek bile anlamlandırmamıza çok büyük engel teşkil etmektedir grekoromen kültüre dayalı Bilimsel(lik) Kriterleri! Ateist – materyalist – natüralist ve determinist paradigmanın şekillendirdiği Bilim’in bu yanlışlarını (güya doğruymuş gibi) devam ettirmek; Rabbimiz’in mesajlarının 3 boyutlu cismanî harflerle yazıldığı kevnî ayetler mecmuası olan Kâinat Kitabını okumaya çalışan İslâmî Bilim’i; bir oryantalistin kavramlarıyla tanım ve ta’rif etmeye çalışmak demektir. Dinimizi onun şablonlarına indirgeme ve bakış açısıyla anlamlandırmaya çalışmak demektir. Bu, çok zengin bir dil’i, çok fakir bir dil’e tercüme etmeye benzer; yani olmaz. Böyle yaparak anlattığımız İslâmî Bilim olmaz, İslâm ise hiç olmaz! Bu; kare, üçgenlerden başka şekil görmemiş 2 boyutlu resim insanlara; 3 boyutlu küreyi anlatmaya benzer ki; anlattıklarımızdan anlayacakları en fazla “daire” olacaktır! Elhasıl kendi medeniyetimizi kurarken modernizm, postmodernizm ve buradan şekillenen Bilimsel Bilim’in bize hazır sunduğu, bzim de sorgulamadan kabul ettiğimiz kavram ve bu kavramların bize dikte ettiği bakış açısının tuzağına düşmemeliyiz.

Bilimsel Bilim, yani Büyüklere Sihirli Masallar, yani Öğrenilmiş Cehalet! (1) yazısına devam et

Share

Bilimsel Bilim, Allahu Teâlâ’yı niçin “sebep” ve “fail” ve “açıklama” olarak kabul etmez, hatta reddeder!? (2)

kelebek

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Geçen haftaki yazımızın sonuçlarından biri: Rabbimiz’in “kûl” emriyle yazdığı Kur’ân-ı Kerîm Kitabı ile “kün” emriyle yazdığı Kâinat Kitabı’nın anlaşılması; Bilim’in ateist ve materyalist, natüralist ve determinist Bilimsellik Kriterlerinin terkedilip; İslâmî Bilim’e geçmekle mümkün.

“İslâmî Bilim” derken, burada yeni bir “kutsal” inşa etmekten bahsetmiyoruz. Bu yeni Bilim Anlayışıyla elde edeceğimiz veri ve gözlemlerin, “vahiy” gibi hata ve yanlıştan münezzeh ve ma’sum olacağını da iddia etmiyoruz. İslâmî Bilim çalışmaları sonuçta insan ve müslüman cehd ve çalışmasının bir ürünü olacağından; kusur ve yanlıştan uzak, hattâ günahtan korunmuş ve mukaddes olması zaten mümkün değildir.

Bu bilime “İslâmî” sıfatını eklememiz; maksadımızı ifade edecek daha iyi bir kelime bulamamamızdan kaynaklanıyor! Başındaki “İslâm” sıfatı; bu yeni Bilim’in, gözlem ve ifadelerinde ve bunun teknolojiye uyarlanmasında İslâmî hassasiyetlerle hareket edeceğini, etmeye çalışacağını söylemektedir. Kendi B/İlim Kriterlerini de, Bilimsel Bilim’den almadığını; çünkü bu metodların (hatta kâmilen çok daha iyisinin); 1800’lü yıllarda doğan Bilimsel Bilim’den (science) çok daha önceki yüzyıllarda zaten varolup, uygulandığını; bizim de geçmişin bu silinmiş izlerini takip edeceğimizi imâ etmektedir.

Ayrıca İslâmiyet’i; diğer din ve inançlarla “İbrahimî Dinler, İlâhî Dinler veya Tek Tanrılı Dinler” gibi (güya) ortak paydalar altında eşitlemeye çalışmadığımızı, yani dinimizi “dinlerden bir din” gibi göstermeye çalışmadığımızı; dolayısıyle bu olmayan geçitlerden geçerek, diğer din / inançlarla bir diyalog kurmamızın mümkün olmadığını ihsas etmektedir! Zaten diğer dinlerin müntesipleriyle diyaloğa girmek için, inandıkları din üzerinden ortak bir zemin inşasının şart olmadığını da bilenlerdeniz! Yani birbirimizle iletişim kurmak için zaten bir sürü siyasî, ekonomik, kültürel, tarihî nedenlerimiz ve bunun için ortak iletişim kanallarımız var ama “inançlarda ortak noktalar kurmak, yoksa da inşa etmek” bunlardan biri değil! Çünkü bizim dinimiz hak, onlarınki batıl!

O hâlde dinimizle, diğer dinler arasında ortak nokta arayış ve te’sisi yerine; içimizde güya “diyalog” adı altında, “benim dinime gel” gibi ikinci bir niyet saklamadan; yani içimiz dışımız bir, “emin bir müslüman” olarak; tüm samimîyet ve içtenliğimizle dinimizin hak din olduğunun yaşayış ve sözlerimizle ilân ve ispatı, birinci ve sonuncu önceliğimizdir! Elhasıl mevcut Ateist Bilim ve diğer modern anlayışlardan 180 derece farklı ve ayrı bir amaç ve metodun ürünü olacağını anlatmak sadedinde, bu bilime “İslâmî Bilim” dedik.

Bilimsel Bilim, Allahu Teâlâ’yı niçin “sebep” ve “fail” ve “açıklama” olarak kabul etmez, hatta reddeder!? (2) yazısına devam et

Share

Bilimsel Bilim, Allahu Teâlâ’yı niçin “sebep” ve “fail” ve “açıklama” olarak kabul etmez, hatta reddeder!? (1)

dolunay2

Bedî’üzzaman Said–i Nursî Hazretleri’nin (R.Â.) “Medresetüz Zehra” Projesinin Ders Müfredatı kapsamında; “Bilimsel Bilim’in Eksik – Yanlış – Zararları ve İslâmî Bilim’e niçin Geçmeliyiz? / Metabilgi – Metabilim (Sihrin Yapısı)” isimli kitap çalışmamızın ön hazırlığı niteliğindeki Yazı Dizimize kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Bilimsel Bilim, Allahu Teâlâ’yı niçin kabul etmez? Rabbimiz’i “fail” ve “sebep” ve “açıklama” olarak neden kabul etmez, hatta reddeder!? Bilimsel Yayınlarda niye Allahu Teâlâ’nın ismi geçmez? Daha açık ifadeyle: “Kim” sorusu “evrendeki fiil / faaliyetlerin faili; eserlerin müessiri kim?” sorusu niçin “bilimsel” değildir ve bilimin kapsamına girmez? Bu ve bunun gibi soruların kısa cevabı: Bilimsel Bilim, tarafsız ve objektif olmadığı için! Bilimsel Yöntem, olgusal ve nesnel olmadığı için! Yani felsefe ve karakterleri; ateist ve materyalist, natüralist ve determinist olduğu için!

Gerçi “tarafsız” olmak aslında bir değer ve meziyet değil, yani insan her zaman iyi – doğrudan taraf olmalı; hakikâti desteklemeli. Zaten tarafsızlık denilen şey mümkün değil; çünkü tarafsızlık denilen şey hakikâtte haksız tarafa (zulmüne engel olmadığı için) “indirekt destek” ve haklı tarafa da (hem zulme engel olmadığı ve hem de mazlûma savunma ve hakkını alma desteği sağlamadığı için) “direkt köstek” anlamı da taşır! Yani tarafsızlık mümkün değil, mümkün olduğu durumlar da bile doğru bir davranış değil.

Fakat burada Bilim veya Bilimsel Yöntemin yanlışı; ateist – materyalist tarafta yer alıp, onların avukatlığını yapmasında! Bu yetmezmiş gibi bir de objektif ve tarafsız, inanç ve değerden ayrı ve bağımsız olduğu yalanı söylemesinde!

Bilimsel Bilim, Allahu Teâlâ’yı niçin “sebep” ve “fail” ve “açıklama” olarak kabul etmez, hatta reddeder!? (1) yazısına devam et

Share